20 Haziran 2012 Çarşamba

FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ ve İŞBİRLİGİ




FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ ve İŞBİRLİGİ

HANS AİBERG'E; SIYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE KOMPLO UYGULANMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİ:
HANS AİBERG "COK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ ve İŞBİRLİGİNİ ORTAYAÇIKARMIŞTIR!!!
"FETHULLAH GÜLEN TALMUD ÜZERİNE YEMİN ETMİŞ BİR BİLDERBERG ÜYESİDİR"
Note: Her sene degisik ulkerede toplanti yapan "Bilderberg Group" gercek Bilderberg degildir. Bilderberg Group, "Gizli Siyonist orgut BİLDERBERG'İ" gizlemek icin maske olarak kurulan orguttur. 
Gercek Bilderberg gizli bir Siyonist Orgut olup, yahudi olmayanlarin cikabilecegi en ust basamaktir siyonist hiyararside. Bundan sonraki basamaklarda sadece yahudiler vardir. Yahudi olmayan hic kimse Bilderberg uyeliginden daha ust basamaga cikmamistir- cikamaz.
Ayrica gercek Bilderberg uyeleri ancak "Yahudilerin kutasl kitabi Talmud" uzerine yemin ederek Siyonizme baglilik yemini etmek zorundadirlar.
***
HANS AİBERG'İN E-MAİL YAZILARIYLA SİYONİZMİN SİNSİ PLANI ve FETHULLAH GÜLEN'İN GERÇ EK YÜZÜ:

Herzl deklare etti ve protokol olarak yemin edildi:

Arzı Mev’ud 7 ülke üzerinde Nil-Fırat arasında, Toros yayı ve bunun kuzey doğusu olan “MURAT havzası=Aczmendi” ile güneyde Akabe ile
Basra hattı boyunca ÇİZİLMİŞTİR.
Bundan dönmenin HİÇBİR MÜMKÜNÜ YOKTUR. Bu yemindir ve sonuna kadar ilerletilecektir.

Aynı yeminli protokolde, Türklerin ve Arapların bu havzadan çıkarılmaları ve sadece “GOYİM” tabiatlı (Öküz de demektir)
Kürtlerin Yahudi ırkının ayak işlerini yapmaları için “Yudaik- Kürdo” müstemlekesi kurulmasına imza atıldı. Bu protokol ayrıca “Zero-n” denen gelecekteki torunlarına da YEMİNLİ olarak iletildi.

Oynanan satrançta, Türk hakanlığının içinde bu unsur korundu. Wilson’a göre bu unsur “Pontus+Ermenistan+ Kürdistan” üçlüsü bir federe devlet olmalıydı.

İnönü zaten bu planın bir Masonik parçasıydı ve “ABD
mandasını/mandate” HEMEN isteyiverdi. Yani Atatürk de aynı kafadan olsaydı, bugün Doğu Karadeniz ile Van gölünü tamamen içine alan, Ermenistan ile birleşik bir ERMENİ dominant, teba olarak da KÜRT halklarını içeren bir ülke oluşturulacaktı .

Herzl, Ermeni unsurunu istemediğini baştan belli ettiği için, Wilsan’un Ermeni devleti oluşmadı ve Sevres’de kurulmak istenen “Kürdistan” da Kazım Karabekir ve Maraş, Urfa, Anteb milislerince engellendi.

Misakı Milli içinde yer alan “Musul-Kerkük- Erbil-Süleymaniye” dörtgeni için DAİMA SİYONİZMİN ABD ile yandaşı olan İngiltere imparatorluğu, sözkonusu bölgeyi işgal etti.
Sinsice Kudüs yöresini “1948’de kurulacak olan” İsrail için örgütlemeye ve ilk Yahudi göçmenleri oraya toplamaya başladı.

Petrolün değeri o zaman da çok iyi biliniyordu. İşgal ettiği Osmanlı toprakları üzerinde “Arap aşiret şeyhlerine” göre SALTANATLAR kurdurdu. Haşimi(Hişam) oğullarına ÜRDÜN’ü, Emeviye soyu olan
Suudilere (Toplam 12 Emevi kabilesinden en kalabalık olanı) Arabistan’ı ve diğer “PETROL” hassas bölgelerine de (Birleşik Arap Emirlikleri adıyla bilinen) sultanları atadı. Petrolü olmayan bölgeleri (Aden/Hadramut, Yemen, Umman vb.) de diğer sultanlıklara
paylaştırdı.

Fransa’nın şiddetli itirazları üzerine ASIL IRAK’tan kopardığı Suriye eyaletini ve Lübnan denen Hristiyan ağırl ıklı devleti de bu meyanda oluşturdu.

Cetveller kondu ve düzgün sınırlar çizildi. Arapların tamamı Osmanlı ordusunu arkadan vurdu ve şehitlerin sayısı milyona ulaştı. Ürdün ve Irak ile Suriye-Lübnan dörtlüsü “MÜSTAKBEL ARZI MEVUT İÇİNDE yer almak üzere kurulmuş, geçici devletlerdi. ZATEN GEÇİCİLERDİR…
İngiliz müstemlekeciler sınırları oluştururken, uzanamadıkları bölgelere doğru bilhassa “GOYİM” denen halkın geri ve miskin olmalarından yararlanarak, Türk Misakı Millisini Lasuanne’a
götürmemek için “ŞEYH” isyanları tertiplediler.

Bu kuzeyli 17 kadar şeyhlerin tamamı KÜRT(Goyim) idi. Bunların bir kısmını artık tanıyorsunuz (Yahudi Barzan’lar, Yahudi-kurdo Saddam vb. Saddam Kürt ve Türkmenlere yapılan tüm saldırılarında ASLA VE ASLA YAHUDİ MALLARINA DOKUNMAMIŞ ve onları BUGÜNE KADAR KORUMUŞ idi. Oysa onu Antisiyonist, İsrail düşmanı diye tanıyorsunuz ;))))

17 KÜRT (Goyim) Aşiret şeyhlikleri oluşturulurken, ana fikir tıpkı güneydeki gibi SALTANAT devletçikleri kurmaktı. Bunların kimi açık kimi de gizliydi (Tarafsız bölge devleti, İran’a bırakılon Şii Arap- Khuzistan devleti vb.)

Bu 17 şeyhliklerden Üçü de Atatürk önderliğindeki TBMM hükümeti topraklarındaydı .

1. Kürt milliyetçiliği- ki şoven aşiretlerin şeyhleri- (Bugün Hadep-Kadek, PKK vb. diye anlatılan devletçikler)

2. Kürt milliyetçiliği YANINDA SÜNNİ MEZHEB adı altında DİNSEL MİLLİYETÇİLİK dümeni yaratıldı. (Şeyh Saidi Kürdi) Burada amaç “KAFİR (!) MUSTAFA KEMAL’E ALTERNATİF DEVLET” idi.

3. Türklerden yandaş bulunması için “Şeyh Saidi Kürdi-2 veya Saidi Nursi önderliğindeki SİNSİ ve UZUUUN HAREKET! Saidi Kürdi- Nursi’nin de diğerleri gibi ASIL AMACI, Kerkük ile aramızda “İSYAN”ları meşrulaştırarak, Türkiye’den koparma
tiynetsizliğiydi.

Böylece üç hareketten birincisi başarılı oldu: Zap suyundan Celal Talebani topraklarına kadar olan Misakı Milli toprakları “Irak”a bırakıldı ve Kürt isyanları “MEŞRU” sayıldı. Bu belgeyle Lausanne’a
gidildi.

Buna rağmen Karabekir ve Çakmak ile yapılan kurmay
toplantıda “Kerkük’den vazgeçilmeyeceğ i” karara bağlandı.
Saidi Kürdi’nin Kürdistan ayaklanması bastırıldığında,
Türkiye’nin “Soykırımcı” olduğu da tescil edilmişti. Lausanne’da bu gizli gündem veya gizli müeyyide kapalı kapılar arkasında Türk
heyetine dayatıldı.

Üstelik bundan sonraki KÜRT ŞEYHLERİNE iyi muamele yapılması ve Türkiye BMM’sinde kendilerine “Milletvekilliğ i” hakkı verilmesi şart koşuldu.

Atatürk mozayığımızı biliyordu. Kürt Said(Nursi)i meclise çağırdı. Ama Kürt Said’in tavrı şuydu:

“Ben Kürdistan’ı TÜRK zındık cumhuriyeti içinde düşünmem bile…”
İngilizler ile işbirliği saptandı. (Karabekir anıları)
Tutuklandı. Ve tutuklandığı hücrede kendisine bugün “Nur Külliyatı” diye bilinen ASLI KÜRT ŞEYHLERİNİN güdümündeki “Sözde alimlerin hazırladığı” risaletler (adları hiç değiştirilmeden Lem’a=Şualar
gibi) gönderildi.

Hitler’in Mein Kampf yapıtı da HAPİSHANEDE yazılmıştı. Atatürk’ün NUTUK yapıtı da “Dolmabahçe’de hiç dışarı çıkmayarak hazırladığı bir eserdir.

Aynısını Saidi Kürdi de yaptı.

Fakat bir iki özgün laf ve dipnot dışında tamamı BAŞKALARININ eseridir. Risalei Nur BİR KOPYADIR ve edebi ya da bilimsel olarak beş para etmez bir kopyadır.
Amacı KÜRT bilincindeki bir TARİKATTEN başka bir şey değildir.

Bu tarikat 8’e bölünmüştür ve bunların dördü günümüzde geçerlidir.

1. NEV ASYA (Yeni Asya, Yeni Anadolu) Tarikatı: Amacı İsrail suyu olarak öngörülen MURAT/GAP havzasını KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ altında tutmak. Günü gelince GOYİM olmak üzere Büyük Arzı Mev’ud’a teslim etmek. Bu tarikata son 25 yıl itibariyle Türk alınmıştır. Ama aslı astarı ŞEYH MEHMET KUTLULAR’IN komutasında olmak üzere oluşturulmuştur.

2. NEV ASYA’nın eyaletlerinden biri olan ve ASIL KÜRDİSTAN (ACZMENDİYE) ile birleşmek amacıyla kurulan ACZMENDİLİK denemesi de Saidi Kürdi’nin vasiyetindendir. Cübbesi, sarığı ve kalın sopasına kadar “KİTABINDA” sayılmıştır. Ancak beklenen patlamayı
yapamamıştır.

3. 1950’lerde ortaya çıkarılan SAİDİ KÜRDİLİK (Şimdiki adıyla Süleymancılık) da bir TARİKATTIR ve Takıyyeyi doğru bulmadıkları için TARİKAT olarak ortaya çıkmışlardır. Tüm dış istihbaratlar bunları desteklemişlerdir. Ancak bu üçünün kitlelere yaygın
olamayışı yüzünden “Fethullahçılığı” kayda değer bulmuşlardır. Çünkü Türklerin KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ desteklemedikleri ortaya çıkmıştır.

4. Fethulahçılık başlangıçta “Abdullah Öcalan” gibi “Saf ve bireysel gösterilmiştir. Fethullah Gülen de “Kürtçülükten rahatsız olduğu” bahanesiyle diğer hempalarından ayrılmıştır. Ancak Londra G Cemiyeti şu saptamalara yer vermiştir:

a- Türk ve Kürt etnikler geniş ölçüde birbirlerine
karışmışlardır. Kimi de melezdir veya yansızdır. Yanlı olanlar arasında Kürt-Türk sorunu oluşturulması ve karşı karşıya getirilmesi. (Apo’nun varlığının nedenidir)

b- Kürtlerin Türkiye’yi pasif asimile olarak ele geçirme planı:

Aa- Türkiye’deki türk nüfusun “doğum kontrolüne özendirilmesine karşın” Kürt nüfusun sınırsız artırılması için çalışmaların TC hükümetlerine mas ettirilmesi.

Bb- Gecekondu ve kaçak yapılar aracılığıyla Kürtlerin büyük kentlere kaydırılması. Pilot bölge olan Diyarbakır başarılınca, bu kez İstanbul’da yeni ve kalabalık ilçeler oluşturulması planına geçilmiştir. Bugün İstanbul Dünyanın en büyük Kürt Kentidir. İkinci
olarak Diyarbakır ve Üçüncü olarak da Süleymaniye sıralarını almışlardır.

Türkiye’de “Kürtlük” böylece tescil ettirilmiştir.

Cc -Apo’dan önceki dönemde, bizzat Siyonizm güdümlü süper devletler ve istihbaratları nca büyük bir karapara akışıyla ve özellikle SAHİLLERDEKİ ya da Turistik ve eğlence dinlence alanlarındaki tüm ihalelere el altından para verilmiştir ve sahipleri kürt asıllı olarak TESCİL edilmiştir. 
Üç yanı deniz olan Türkiye’de istediğiniz yere gidiniz ve bir bardak çay içiniz. Biraz muhabbeti deşiniz “Arkada Kürt patronları” göreceksiniz. İstanbul’un göbeğindeki çaybahçeleri bile İSTİSNASIZ kürt karaparacıları nın elindedir. Hatta Ülkücü Mafyası da kendilerinin ORTAKLARIDIR. Çünkü burada yapılan “Birlikte ORTAK uyuşturucu kaçakçılığıdır, menfaatler birleşmiştir” artık… (Tecrübe konuşuyor)

Dd-Türkiye’de KADROLARIN ele geçirilmesi taşaronu ise FETHULLAH GÜLEN’E verilmiştir. Tescilli Bilderberg üyesi yani İPEK CÜBBESİ ile Gülen, tüm idari kadroları (Vali, kaymakam, Emniyet Müdürlükleri, Hakimler vb.) ve stratejik zirveleri (Harb okulları, finans kuruluşları, basın-yayın vb.) eline geçirmek için “Masum Işık evlerinden başlayarak, dersaneciliğe, buradan da kolej ve Üniversitelere kadar büyük bir ağ oluşturmuştur. Amacı (Kendi ağzından naklediyorum: “Tedbir(Takıyye) ile 3 kuşak boyunca bu< BR>kadroları yerleştirip, GİZLİ ŞERİAT İHTİLALİ yapmaktır.”
Fethullah Gülen “Bilderberg yemini” yaparken, kendisine sunulan TEK KİTAP olan TALMUD’dan başkasına yemin edemez. Sadece onların verdiği KAFTANI giyebilir.
Ve şimdi o BİLDERBERG yuvasındadır.
EN ALTTAN ÜSTE  SİYONİST YAPILANMA:

1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)

2. Bunun üstünde Rotaryenler.

3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)

4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip
BİLDENBERG GROUP (Fethullah bunların içinde. Mason olacak kadar küçülmedi)

5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir. Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)
Fethullah Gülen Siyonizmin bir alt kuruluşlarından olan
Bilderberg'in (Ecevit ve Yılmaz ile birlikte) üç YÜKSEK üyesinden biridir. ABD'ye ömürboyu transferi yapılmıştır.

Eğer Türkiye “Şii” devlet olsaydı, ÇOĞUNLUK gereği bu DİN TİCARETİNİ şia üzerine sergileyecekti. Çoğunluğa uyarak “Sünniliği” takıyye edinmiştir. Onun mezhepçiliği de sahtedir. Çünkü Şii
ülkelerde “Şiilik ağırlıklı özel okullar” kurmuştur. Hatta orada “genelde Sünniliğin tekelinde olduğu için ” o okullarda HADİS bile okutulmamaktadı r.

Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü “Yüzüne tükürülmek” için
konmuştur. Atatürk’ün adı ise KÖR DECCAL’dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise “Defiu Haced bezidir” (Tuvalet kağıdı)

Bunları BİLE BİLE tüm hükümetler “OY POTANSİYELİ HESABI” tüm zamanlarda ve her partiden (DSP’li Hüsamettin Özkan’ı anımsayınız,
Baykal’ın kurmay listesindeki nurcuları ve DYP’nin Tantan gibi nurcularını anımsayınız)

Harbokulları için “Süpe minili degaje Nurcu sosyetik kızlar ve mankenler eğitilmiştir. Amaç onları “Harbokulu öğrenci veya mezunlarıyla evlendirmek”tir.

Matahariler bununla da kalmamıştır. Hiç evlenmemiş olduğunu iddia eden tüm nurcuların zinacı zevk malzemesi olmuşlardır. (Kurmayların imtiyazıdır bu, öğrencilere ise harem selamlık yaparlar)
***
Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg'lere EMREDİYOR:

1. Fethullah Gülen'i HALİFE derecesinde ve türk seçimlerinde oy belirleyici güç yapmak için ardına kadar güç verilecektir. Fethullah Gülen'in BİLDERBERG'li olduğuna ilişkin ipekli Breech'ini (Hakim, savcı, Avukat, öğretim üyesi, öğrenci mezuniyet kıyafeti, eski Haham cübbesi olan) KAFTANINI giymesi davasına olan sadakatini ŞEKLEN gösterecektir. Bu muvacehe içinde adı anılan üyemiz, ABD yurttaşı olarak ihdas edilecektir
." (Türkeş'in elindeki orijinallerden okuduklarımı naklediyorum. Bunlar şu anda Ya oğul Tuğrul ya da eşleri Seval'de olabilir. Türkeş "BUNLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?" diye sormuştu da ;-)

2. AYDIN DOĞAN'I ÖNEMLİ KILINIZ, arkasında KOÇ'un olduğu saklanmalıdır. (Türkeş IR zarfında üçüncü belge.)

3. YENİ ÜYEMİZ TURGUT&MESUT 'u da...

4. (Dönemin) BAŞBAKAN(ı) Mr. Buelend Acevit'i (Böyle yazıyordu, ben yanlış yazmadım) Avrupa topluluğuna girmeye engel olması için ............ ...
(Bürokratik açmaz ve çıkmazlardanh oluşmuş 46 sayfa)
.......
(Türkiye İşbankası yönetim kurulu başkanı......
Murahhas üye Rachel (Roxanne, Rahşan)....

SONUÇ: Türkiye AB. girmedi ve şimdi de 20 yıl sonrada girmeyi düşünüyor.

Ecevit, ileride, AB'nin Kıbrıs dolayısıyla Yunan üslerinden Constantinopolis' e dek işgfal edileceğini de biliyordu.
Eğer AB'ye girseydi bu olmayacaktı. Ama girmemizi Ecevit engellemiştir ve Yunan ordusuna yani Batı Avrupa birliği kollektif ordusuna davetiye çıkarmıştır.

Siyasi boyutlar bir yana dursun, ekonomik boyutlar olarak da, KOÇ'un (Sabancı o dönem zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye'de corporation biçiminde tekelleşmesi ve Dünya Ekonomi imparatorları
soydaşlarınız ile Chartelleşmesini kamufle etmek iç in, adları pek duyulmayan, Gülen-Kutlular, Yılmaz Kardeşler ve adı hiç duyulmayan AYDIN DOĞAN diye birine GÜÇ verdiği artık deşifredir.

(Bunun altında minik burjuvalar olan İhlas, Al Baraqa=Faisal Finance vb. gibi sömürgecilere de destek vermiştir. SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK bir türk değil, enternasyonal Yahudi özdeyişidir. Tevrat'taki adıyla Kralların memelerinden süt emmek!)

Yahudi elbette , uyuşturucu, porno, moda-marka, SİNEMA ve BASIN endüstrilerini tekelleştirmiş ve kendi egemenliği altına sokmuştur.
CNN gibi CNN Milliyet'e franchaise verdi, logo sattı!
DEMİREL gibi AYLDIN DOĞAN da sadece bir gün içinde birden meşhur oldular.

Milliyet, Hürriyet vb. satın alındı. CNN Türk (İsme bakın isme! Bu kadar da Cartel belli edilmez ki! Pes doğrusu!)

Doğan Grubu daha bir çok gazete çıkardı.


***

Türkiye jeopolitik açıdan İSRAİL ilgi alanındadır. 
Yazmıştım: Toros yayının Güneyi, büyük İsrail'in rezerv Arz-ı Mev'ut'udur. Oranın adını KÜRDİSTAN diye koymuşlar.

Türkiye Kürdistanı (Yeni Asya=Asya minor Anadolu demek) SU AÇISINDAN;
Irak Kürdistanı MUSUL PETROLLERİ açısından  
İran Kürdistanı da  YAHUDİLERİN İLK ÇIKTIĞI, sonra göç ederek, sırayla Irak'a ve oradan da Mısır'a köle olarak gittikleri güzergahın kaynağı olan ANAYURT olma açısından (Hamedan ya da Isfahan) vazgeçilmez ve orta vadede ellerine geçirecekleri alanlar olacaklardır.
Büyük İsrail, Arap ve Türk istemiyor. İşçi olarak,
devlet tecrübesi olmayan ve primitiv özellikli olan Kürtleri Goyim (İşhayvanı) olarak belirlemiştir. Sevres antlaşması bu ORTA VADELERE ertelenmiştir. Kürdistan, askeri israil devletinin DOMİNYONU olarakbelirlenmiş tir. 
Siyonizmin bu protokollerini değiştirmek mümkün
değildir. Hedef bellidir ve taviz verilmiyor. Verilseydi, geçici kurulan Filistin Devleti'ne izin verilirdi. Onlar ARAP istemiyor...

Sadece kürt köle istiyorlar bu orta-vadeli genişletileCEK İsrail topraklarında. .. Kürtlerin devlet olamayışı nedeniyle kurulacak devleti de yüzlerine gözlerine bulaştırıp, açlıktan neredeyse ölecek duruma getirecekler. Sonra onları İsrail DEVLETİ mandası altında sözde azbuçuk kalkındıracaklar.

Türkmenleri de orada istemiyorlar. Gelecekte TAKAS yaptırmaya kalkacaklar. Yani gizli protokollerinde (Jana'dan gizli protokol olmaz ya!) Türkmen Nüfus Diyarbakır'a; Amid ayrılıkçı kürtleri de Kerkük, Musul'a takas edilecektir.

Türkiye işte bu hendikaplar içinde yer almaktadır.

Türkiye bunun için SIKIŞTIRILMALIDIR:Yahudi Bankerler ve onların şubeleri olan IMF, Dünya Bankası vb. bizim ekonomik rotamızı (Fakirleşmemizi) çizerken, enflasyon ve devalüasyonlarla borçlarımız döviz cinsinden katlandırılmakla başlayan kumpaslar, TÜM GELMİŞ GEÇMİŞ PARTİLER kendilerinden olduğu için onların elinden halkımızı sinsi planlarla zavallı hale getirmiştir.

Türkiye'nin iyileşme umudu yoktur. Özal bunu yaptığı anda ÖLDÜRÜLÜP yerine Bilderbergçimiz Yılmaz getirilmiş ve yeniden hiper enflasyon başlatılmıştır.

Avrupa birliği tek çare, fakat umutsuz çaba:
Çünkü siyaseten bizi bünyelerine alsalar bile, iktisaden BU AĞIR BORÇLARI üstlenecek halleri yok. "Kardeşim size 25 yıl süre verelim, borçlarınızı ödeyip gelin!" mazereti hazır!

Ondan önce de "Kıbrıs denen BİRLİK toprağımızı işgal ettiniz. Avrupa ordusu sizinle savaşacaktır!" diyecekler. Çünkü Avrupa birliğinin ASIL KURULUŞ AMACI da sinsi:

"Avrupa'nın zenginliklerini kucaklayın. (Arş yılanını sarın kodu) Tek tip devlet yapın, birleştirin ve beyinlerini yıkayın. Tek bayrak altına alın. Bir an önce "Transisrael' i de üye olarak alın." Trans İsrael kodu, KIBRIS oluyor.

Avrupa Birliğine KIBRIS alınırsa, Diaspora olarak yaşayan Avrupa Yahudileri'nin nüfusu da İsrail'in on katından kalabalık olduğundan, sırada alınması gereken KIBRIS (Asya'ya aittir) var. 
Sonra İsrail EFENDİ olarak tüm AB'nin başına geçmek üzere teşrif edeceklerdir. 
Bu beyin yıkama işine daha katılımlar bekleyiniz.

Hırvatistan, Sırbistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Moldava en sonra da Rusya federasyonunun Hristiyan nüfusu/Uralbatı sıülkeler da alınacak.

Ama Bosna, Arnavutluk, Azerbaycan ASLA alınmayacak.

Türkiye süründüre süründüre alınacak birliğe... 
Kürdistan'ın kurulmasına razı edilecek, Ermenistan ile aynı birlikte olduklarından Ermeni diasporasının "Wilson / Ani Ermenistan'ını TAPU ile kurduracaklar. Doğu topraklarımızda Kürdistan'dan sonra Ermenistan da kuruldu mu? Sevres süreci hiç bitmemişti devam ediyor.

Türkiye'yi görülmemiş bir ekonomik çöküntüye çekiyorlar. Kıbrıs'da yenildik ve artık işgalciyiz.

Türkiye Kürdistan'ının PRESİDENTİ yerine konan simge olan APO Öcalan'ı da haksız yargılamışız! (Apo'ya koca ada vermişiz, tüm dünyanın ve internasyonal hukuk gözetmen bürolarının eşliğinde yargılamışız. Ama bu yetmez. Apo'nun devamı olacak yine yahudi kanı
taşıyan birisi 
Yeni Asya (Türkiye) Kürdistanının CUMHURBAŞKANI olmak zorunda. APO'yu asla ve kat'a GÖZDEN ÇIKARMADILAR. İran ve Irak'ta kürt nüfusunu toplam 4 milyon gösterirken, Türkiye Kürdistanı dedikleri yerdeki nüfus ABARTILARAK, (Alevilerle birlik sayılıp) 15,5 milyon gösterilmiştir. 
Yani Türkiye'de her 5 kişiden biri Kürt'tür demeye getirdiler işi. Mesela grubumuz 300 kişi ise bunun 60 tanesi APOCU oluyor. 
Gel de inan! (GAP bölgesini bu şişirme rakamlar ile ellerinde tutuyor İsrail sinsiliği... Texas Üniversitesine hazırlatılan KÜRDİSTAN haritası İsrail isteği doğrultusunda hazırlandı. 
Kanserli bir Makedon doktor (Babası da doktor) eliyle tam 200 bin tane KAN ÖRNEĞİ gönderildi. Siz bu BABUNA dümenine inanıyor musunuz? 

Sahi Oktay öldü mü? 
Şimdi niçin Amerika'da yaşıyor? Ve iştigal
alanı "Irkların GENLER ile belirlenmesi"

Ve Teksas Üniversitesinin "Kürdistan haritası"

Candaşım, İstatistik bilgilerin için teşekkür ederim.
Ben analist olduğum için, istatistiklerin varmak istedikleri noktayı "OKUDUM"
 Üstelik Arjantin, Brezilya ve Meksika kadar ŞANSLI değiliz. Çünkü biz ÖNASYA BATAĞINDA yaşıyoruz.

Sağımızda Kafkas batağı; solumuzda Balkan batağı, yukarıda AB batağı...
***
 Dünyanın en tehlikeli satranç ustası bir siyonist örgütü var:

FPA (Foreign Politics Association) 
Yani dış politika derneği. Ama işin aslı başka: 
F=FAR kodudur. (Birazdan değineceğim) 
P=Gladio (Birazdan değineceğim)
A=Affairs ("P" affairs)
P >> Tüm locaların "Gladio" misyonunu üstlenmiş AYRICALIKLI bir gizli teşkilattır. 
Mesela İtalyan P-1, P-2 ve P-3 locaları eliyle bu "Affair"ler yürütülmektedir. Berlusconi tüm P localarının TEK başkanıdır.

Gladio nedir? 
Üç görevi vardır: 
İlki tüm dünya istihbaratları nın başında bulunan Yahudi kökenli şeflerin (Türkiye'yi şu anda öldü gösterilen ancak yaşayan HİRAM ABAS yönetmektedir) buluşumu olan Das Som aracılığıyla istihbari bilgilerin tümünü Mossad'a iletmek; İkinci görevi de G İ Z L İ ASKERİ komutanlıktır.

Müttefik tüm askeri yaptırımların birinci planlayıcısıdır (BM-Barış gücü, NATO bunun emrindedir)

Üçüncü bileşeni/görevi de tamamen Dünya Yahudi Lobileri birliği olan FPA aracılığıyla, kendi (askeri ve istihbari) planlarını "Yaptırım" ülkeleri ÜYE başkan/başbakanları na empoze etmekten öte "EMİR
VERMEK"tir.

Bu sözde dernek, sandalyesinden tuğlalarına kadar SAF/pür SİYONİST  B'B' örgütüdür. Önce TÜMDEN GELELİM:

En tepedeki üç majisyen (Yüksek haham/Rabbi/ Ruben) Yahudi aracılığıyla (Biri Miss(H)ourie Geller)B'B' örgütünün en en en başıdır. (Komik gelecek ama üçü de RESMEN SİHİRBAZdır.)
B'B' (B'niath B'riath) üç majisyeninin adı BİG BOSS'dur.

Bunun altındaki SİNARŞİK konsül ise Big Bross (Brothers/Biraderle r) adını alır. Görüldüğü gibi BB simgesine kafayı takmış bulunuyorlar.
Şimdi bu noktada duralım ve TAVAN yerine TABAN'a başvuralım, TÜME VARALIM!

En tabanda "Mahalle" düzeyinde YAYGIN örgütlü LEO ve Lioness ( Genç Erkek ve Dişi aslan)lar bulunmaktadır. 
Bunlar LYONAİSE adıyla bir üste ve üsttekiler de Leon Klüplerine bağlıdırlar. Buradaki Leon aslında GOYİM (evcil/ehlileş tirilmiş konuşan hayvan olan yani yahudi olmayan, yahudi efendilerine hizmet eden)lerin BAŞI/en şahı anlamındadır. L harfi aslında bir Kabala yılanıdır ve G harfinin okunuşudur. L ile ilgisi yoktur. (L her ne kadar Leon, Lobby, Logo, Lodge ve Lunge demek ise de...)

İkinci elde ise diğer Goyimler, yani ülkenin ekonomisini ellerinde tutan (Tüsiad gibi açık değil; GİZLİ) EN EN EN zengin TÜCCARLAR/Tüm ülke Holdingleri grubu vardır ve bunlara "ROTAYA GİRMİŞ/Yörüngeye oturmuş/Dönüştürülmüş /Gizli çarka dişli yapılmış" anlamında ROTARİEN denmektedir. Aslında o çark G harfinin ta kendisidir. (Etüd ediniz) Klüblerin başı ise Rotary adını alır.

Üçüncü elde G grubu da altı köşeli israil yıldızının bir logosu olan pergel ve Gönye içinde G harfi bulunan F.A.R grubudur. (Her nekadar Far=Free demekse de...) Bunlar ise iki teşkilatta toplanırlar:

a)Far Masonry 
(Masun=Dokunulmaz kelimesinden türetilmiştir, her ne kadar Duvarcı ustası/Mason demekse de...)Bu gruba çok özel ise Kadın üye (Bizden Çiller) alınabiliyor. Bir de F.A.R içinde çooook gizli olan Carbonary yüksek asker üyeler grubu bulunmaktadır. (Birazdan
anlatacağım)

b)Masons: 
Bildiğimiz klasik Masonlar... Bunlar arasında kadın ve
asker olmaz. İLLA Zengin ve de POPÜLER politikacılardan Goyimler oluşturulmuştur.

Yukarıdaki tüm adı geçen dernekler içinde KONTROL babında, yani mutlak gardiyanlık görevi yapan YAHUDİ üyeler de bulundurulmaktadı r.
O halde, tüm bu ALT dernekleri/klü bleri temsilen YAHUDİ WATCH Grubu bir üsteki sistemin de doğal üyesidirler.

Tabandan tavana yolculuğumuzda sırada bu saydığım gizli örgütlerinTEK KALEMDE toplandığı BİLDERBERG (BB) vardır. Bilderberg İKİ AŞAMALIDIR:

a)ÖN Bilderberg'ler>>BB: 
Bunlar FPA toplantılarına asla alınmazlar. GENÇ Yeminli üyelerdir ve içeride konuşulan hiçbirşeyi dışarı sızdıramazlar( anında ailece trafik kazasına kurban giderler>>>GENÇ Adnan Kahveci) Yine istifa edemezler. (Mezarlarını kendi elleriyle kazarlar ve infazı beklerler)

Bunlar "Kendi ülkeleri aleyhine alınan çoğunluk kararına da itiraz edemezler. Örneğin Türkiye aleyhine 3K kararı alınmıştır:
(Kerkük'ün, Kıbrıs'ın, Kürdistan'ın simgeleri) Türkiyeden katılan GENÇ Ali Babacan buna itiraz edemez. (Elbette bir ÜST BİLDERBERG olan Başbakanı da...)

b)YÜKSEK BİLDERBERGLER (B:.B:.)
Bunlar "Anlaşmaya varılmış, üye edinilmiş, Tevrat üzerine yemin ettirilmiş, kapalı kapılar ardında SİHİRLENMİŞ" ve bunun karşılığında o ülkeye başbakan yapılmış kişilerdir. Bunlar FPA toplantılarına direkt katılırlar. Ön Bilderberg'in aldığı tüm kararları "EKSİKSİZ ve itirazsız" uygularlar.

Bülent Ecevit'i örnek verelim: 
Kendisine verilen sayısız görevi ülke aleyhine uygulamıştır. Örneğin Kıbrıs harekatından sonra Yunan Cuntası düşünce, Türkiye ile birlikte Yunanistan'ın AYNI ANDA AvrupaTopluluğ una girmeleri yolu açılmıştır. Ancak o yıl yapılan ÜST BİLDERBERG (B:.B:. başka B'B' başka BB başkadır, karıştırmayalım. ) toplantısında, "Gümrük kaldırılmasına muhalif tüm Holdingelerin ve Yerli Türk otomotivcilerin özellikle Vehbi Koç'un TAVİZLERİYLE, Türkiye'nin "Birliğe girme mesi için H A T A yapması istenmiştir. Böylece Ecevit de, 15 günlük MÜRACAAT süresini savsaklayarak "Bir hata yaptık, idari olarak bizi bu sefer Avrupa birliğine almıyorlar,seneye inşaallah..." açıklaması yaptı.
Değil 1974 "SENE"sine ŞİMDİ BİLE giremiyoruz!

FPA Ecevit'e "Bravo=Brave= Courage" madalyasını böylece verdi.
İkinci olarak da BUGÜN bunu öteki Başbakanımız alacak!
Verilecek olan bröve bir kağıt parçası, bir şilt ve bir de GİZLİ madalya'dır.

Bu Madalya'yı MALTA BAYRAĞI armasında göreceksiniz: MALTA ŞÖVALYESİ oluyor başbakanımız BUGÜN!

Bu madalyaya karşılık, Berlusconi (O da malta şövalyesi/Etüd ediniz) dev İtalyan-Amerikan şirketi Pirally/Pirelli' nin YÜKSEK hisselerini DAHA önceden aldı bile...

Şimdi gelelim 3K planına:

1. Kerkük Kürdistan'a verilecek.
 (Kerkük+Musul petrolleri, Irak petrollerinin % 60'dır)YANİ İŞ BAŞKA! Petrol savaşı! Kerkük Kürdistan'a verilmesi kaçınılmaz biçimde elden gitmiştir. (Üçüncü maddede nedenini anlatıyorum)

2. Kypros/Kıbrıs
Mutlaka Avrupa birliğine girecektir. Çünkü,
İsrail'in TAM karşısında duran ve İsrail'in içinde toprağı (İngiliz üsleri İsrail'in resmi toprağıdır. (İngilizlerin görevi İsrail'i ACİL BİR DURUMDA H E M E N korumaktır. Agrotur ve Dikelia üslerinin toplam toprak alanı Kıbrıs'ın % 17'sidir. Kıbrıs ayrıca İsrail'in
MAFYASININ KARAPARA aklama merkezidir. İbranice Kıbrıs  MAFU'dur/Mahfuz/ Vaad edilmiş toprak)

Bunlardan daha önemlisi: 
Kıbrıs'ın AB'ye girmesiyle İsrail'in de İSTEDİĞİ ANDA/Salisede ÜYE O L M A yolunu açmaktadır. Çünkü Avrupa topluluğu içindeki Yahudi Diasforası 10 milyon kişidir. İsrail'denkalabalı ktır. 
Sözkonusu Dias ilkesine göre "Çift yaşamlı
tıplulukların kendi ülkelerinden daha çok nüfus barındırması halinde, o topluluk hangi bloka dahil ise , temsil edilen ülke de o gruba aittir. (Bunun için bir Asya ülkesi olan İsrail, Avrupa spor karşılaşmalarında oynayabilmekte ve her türlü organizasyonunu Asya
ülkeleriyle değil Avrupa Topluluğuyla yapmaktadır. Kaldı ki Anadolu bile ASYA sayılırken, Kıbrıs gibi bir ASYA adasının AVRUPA'lı sayılması da beni doğrulamaktadı r.) 
Yineliyorum:

Kıbrıs'ın % 17'si İsrail'in R E S M İ (Fakat tarafsız bölge adıyla bilinen gizli devlet gibi SAKLI) bir parçasıdır. İsrail Kıbrıs toprağındaki hissesi itibariyle gizli bir şekilde AVRUPA birliğine bu yıl alınacaktır. (İsrail sonradan gelir elbette...)

3. Kürdistan: 
Yeni Asyası, Vaadedilmiş Büyük İsrail'in İSRAİL
efendileri dışında tek tercih ettiği topluluk olan KÜRT köleleri içermektedir. (Türkler ve Araplar dışarı atılacaktır.)

Türk Kürdistanı (13 Milyon nüfuslu ACZMENDİA)İsrail' in kanı-canı olan GAP/FIRAT-Murat ve Dicle stoklarını içermektedir.

Irak Kürdistanı, (Trafsız bölge dışında) bir petrol ülkesi olmayan İsrail'i Petrol zengini yapacaktır. (Irak'da 5 milyon kürt vardır ayrıca bu gruba dahil 1 milyonluk Suriye kürdistanı ile 6 milyon olmaktadırlar)

İran Kürdistanı ise "Yahudilerin Tarih'de ilk çıktıkları ANAVATANLARIDIR, olmazsa olmazlardandı r ve büyük hatırası vardır. Bu yüzden siyonistler ilk çıkış noktaları olan Civanşir ve yayıldıkları ikinci bölge olan Hamadan'da SEMBOLİK kürt devleti kurma
alıştırmaları yapmışlar ve prova etmişlerdir. (Hamadan KÜRT devletini hem de Azeri Topraklarındaki Civanşir (Jevanshir) öteki adıyla Kızıl Kürdistanı'nın KURDURMUŞLARDIR. Ayrıntılı etüd ediniz ve hatta haritalayınız lütfen)

Bu egzersizlerden sonra sıra Arz'ı Mev'ut'un bir parçası olan BÜYÜK KÜRDİSTAN'a gelmiştir. Önce IRAK'da kurulacaktır. (Türkmen ve Arap'lardan arındırılacaktır.   Bu kısa vadede oluşturulmuştur.

Suriye ve İran'a bilahare GLADİO saldıracaktır ve buradaki Kürdistanlar da Irak'a katılacaktır. Bu da ORTA VADE'lidir.

Sırada Türkiye Kürdistanı var: 
Bu da UZUN VADELİ'dir. Türkiyeyi AB içinde "Hak ve özgürlükler" dümenleriyle "Önce Otonom, sonra tam bağımsız Kürdistan'a yönlendireceklerdir. Ermenistan'ın da AB içine alınmasıyla, VAN'dan Doğuya doğru bir SERBEST dolaşım bölgesi oluşturacaklardı r. Böylece SEVRes anlaşması yürürlüğe girecektir)

Pekiyi bunlar nasıl olacak?

İşte Carbonary'den söz etme sırası geldi:

Carbonary (Genel kurmay düzeyinde komuta kademesi
mensupları/Carbonary 'yi etüd ediniz. İbranice Garbon=Batılı savaşçı demektir. Her ne kadar C=Karbon elementiyle bağdaştırsalar da...)
Carbonary'nin simgesi C değil G'dir: Çünkü onun mensuplarına GLADİATORS denmektedir.

Her ülkenin genelkurmayındaki "EKİP"lerinin dünya federasyonu biçiminde birleştirilmesine de GLADİO denmektedir. Bu dünya kurmayları demektir. Askeri İKNA grubudur.

Carbonary adı günümüzde hiç kullanılmamakta, bunun yerine "Gladio" nicki veya P-1, P-2, P-3 simgeleri kullanılmaktadı r. İlki birleşmiş milletler barışgücünü; ikincisi NATO'yu ve üçüncüsü de "Üçüncü Dünya
Devletleri Genelkurmay Goyim üyelerini temsil eder.)

Üç P-loca ve Gladio (NATO bile bunun emrinde) ile Das Som (Cia bile bunun emrinde. Emrinde olmayan tek istihbarat örgütü Mossad'dır, çünkü BAŞKAN bizzat kendisidir.)
Bravo BB, MM, CC sahibi başbakanımıza.. .

İşte ÜÇ-OTUZA satma CESARET Courage(Carbonary Courageous Shield)

MM= (Maltaise Medall/Malta şövalye madalyası)
BB= Brave Bross (Cesur Birader Nişanı)
BB= Big Brain sertifikası.. ..

Bunlara karşılık "Milli Eğitimin tamamen Atatürk karşıtı örgütlenmesi ve öğrencilerin beyninin yıkanması için İZİN kopardı  Berlusconi'den. ..

Bugün ABD'de ATA DÜŞMEDEN BİNMEYİ öğrenecek Başbakanımız!
Bugün ABD'de FPA Türkiye'nin 3K'sının yaptırımı için aleyhimize tarih yazılıyor!

Yazdıran da Wolf Messing (Karşıbağın analist ve statejisti/benimle hempa... Tabii Messing'in ÖLMEDİĞİNİ söylememe gerek bile yok)

Bu yenilgi karşılığında boş durmadım: Mighty için BUGÜNDEN askeri olacak yeni DEVLETLER oluşturdum. Bunlar YARIN da H A N İ F karasancaklı olacaklar: Çünkü Mehdi'nin öteki kolu MUSLİMALEZYA' dır.

Bu yeni Karasancak devletlerini aşağıda ilk kez açıklıyorum.

Başkan Terengganu devleti olmak üzere:
a)Terengganu
b)Kelantan
c) ohore
d)Selangor
e)Meleka
+ Aceh



FETHULLAH GÜLEN'İN İLİŞKİ ve İŞBİRLİGİNDE
BULUNDUGUSİYONİ STLER:
Richard Perle
Morton Abramowitz
ADL(Anti-Defamation League)
HAKKINDA
***

Harun Yahya
Richard Perle'nin Gerçek Yüzü


"Karanlıklar Prensi bir beyefendidir. " - Shakespeare, Kral Lear, III, IV, 140
Türkiye'nin ABD'deki "imajı"nın değiştirilmesi ve ABD karar
mekanizmaları nda, özellikle de Kongre'de Türkiye lehinde "lobi"
yapılması gerektiği, yıllardır söylenir. Türk hükümetleri de bu konuda girişimde bulunmuş ve Türkiye lehinde lobi yapmaları için yıllardır Washington'da bu iş için özel görevli "lobi kuruluşları"na para akıtmışlardır. Ancak bu kuruluşların işe yaradığına henüz rastlanmamıştır
(Tansu Çiller bile bu gerçeği kabul etmiş, lobi kuruluşlarına verilen paraların sokağa atıldığını söylemişti). Ve bu "işe yaramaz" lobi kuruluşlarının bazı ünlü isimleri vardır ki, ülkemizdeki bir kısım medya tarafından ısrarla "Türk dostu" olarak tanıtılmaktadırlar. İlginçtir, bu kişilerin çoğu yahudidir ve ABD'deki yahudi lobisinin de etkin üyeleri arasındadırlar. Bu kişilerin en ünlülerinden biri, kuşkusuz, Richard Perle'dir. Washington kulislerinde "Karanlıklar Prensi" olarak bilinen Richard Perle...< /FONT>

"Irk bilinci" yüksek bir yahudi olan Perle, Washington'daki geçmişi boyunca İsrail'e hizmet etmiş bir kişi olarak tanınıyor. Eski Kongre üyesi Paul Findley, ABD'deki İsrail lobisinin inanılmaz gücünü ortaya koyan They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel's Lobby adlı kitabında, Perle'nin İsrail bağlantılarını ayrıntılı olarak anlatıyor. Buna göre Perle, İsrail hükümetine bilgi sağlamasıyla ünlü. Perle, kariyerine önce Washington'da Demokrat Senatör Henry Jackson'ın yanında çalışarak başlıyor. Senatör Jackson da İsrail'in en ateşli destekçilerinden. 1970 yılında FBI'ın düzenlediği bir operasyon sonucunda Perle, İsrail elçiliğine gizli Amerikan bilgilerini aktarırken yakalanıyor. Perle Reagan döneminde ise Savunma Bakanlığı'nda göreve geliyor. İsrail'i yakından ilgilendiren yüksek teknolojiler ile ilgili kararlar genelde Perle'nin ofisinde alınıyor. Perle Pentagon'da göreve getirildiği zaman da bir İsrail savunma şirketi adına lobicilik yapıyor.
Ve İsrail'in ABD'deki uzantılarından biri olan Perle, bir kısım "büyük medya"ya bakarsanız, Türkiye'nin büyük bir dostudur. Aynı medya sık sık "Ermeni Soykırımı" iddiaları hakkında gösterdiği tavıra dayanarak (*) yahudi lobisinin de "Türk dostu" olduğunu telkin etmektedir. Sözkonusu medyanın İsrail'in Türkiye için ne denli büyük bir dost olduğu masalını "yutturabilmek" için de uğraştığını hatırlarsak, Perle'nin (ve onun benzeri olan Washington'daki diğer yahudi "Türk dostları"nın) gerçek konumunu yakından incelemek gerekmektedir.
Öncelikle Perle'nin Amerika'nın dış ülkelere karşı nasıl bir yaklaşım izlemesi gerektiği yönündeki düşüncelerine bakmakta yarar var. Ufuk Güldemir, Türk-Amerikan ilişkilerini konu alan kitaplarında bu konuda ilginç bilgiler vermektedir. Örneğin Güldemir'in Çevik Kuvvetin Gölgesinde adlı kitabında, Perle'nin savunduğu "strateji" şöyle yorumlanır:

Reagan yönetiminin şahinler kanadından olan Perle'nin 'anti-Amerikan çizgideki müttefik ülke devlet adamlarının cezalandırılması ' şeklinde özetlenecek stratejisi, ABD'nin koruyucu şemsiyesinden faydalanmak isteyen her ülkenin anti-Amerikan siyaset ve sloganları terk etmesi gerektiğine olan inancından doğuyordu.23
Kısacası Perle, müttefik ülkelerdeki buna kuşkusuz Türkiye de dahildir "anti-Amerikan" devlet adamlarının cezalandırılması , yani o ülkenin zorla da olsa "yola getirilmesi" , Amerikan hegemonyası altına alınması stratejisinin savunucusudur. (Bu aslında "yahudi önde gelenlerinin politik kurumu" olan CFR'nin geleneksel stratejisidir. İsrail'in Amerikalı uzantıları arasında yer alan Perle'nin CFR çizgisini savunması ise yadırganacak bir durum değildir elbette. CFR için bkz. 6. bölüm)
Perle, müttefik ülkelerin "yola getirildikten" sonra da, Amerika tarafından istenen şekilde kullanılabilir halde olmasını savunmaktadır. Perle'nin 19 Mayıs 1986'da Brüksel'de toplanan "Ulusal Güvenlik İçin Savunma" konulu panelde yaptığı konuşma, bu açıdan çok anlamlıdır:
Avrupalıları korumak için Avrupa'da konuşlandırdığımız Amerikan Kuvvetlerinin, dünyanın başka bölgelerinde Amerika'nın çıkarlarını korumak için kullanılmasına Avrupalıların karşı çıkacağına ilişkin Amerika'da bir kuşku vardır. Bu kuşku biraz yersiz geliyor bana. Amerikan askeri gücünü, bulundukları yerden kriz bölgesine yollamak hakkına sahibiz ve bunu yapmak için üslenmiş bulundukları ülkenin onayını almak zorunda da değiliz.24
Perle'nin "müttefik" ülkelere bakışı işte budur: Onları, gerekirse devlet adamlarını "cezalandırarak" , Amerikan egemenliği altına sokmak ve sonra da istediği gibi kullanmak. Perle'nin özellikle sözkonusu ülkelere Amerikan birlikleri konuşlandırmak ve bu birlikleri de o ülkelere sorma gereği duymadan harekete geçirmek konusunda çok hevesli olduğu da açıktır.
Ve ilginçtir Perle daha doğrusu Perle'nin temsil ettiği güç bu stratejiyi Türkiye üzerinde ustalıkla kullanmıştır: 1985'teki Türkiye-ABD Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın (SEİA) görüşmelerini yürüten, bazı "şantaj"ları da kullanarak anlaşmayı Türk tarafına kabul ettiren ve en önemlisi, Körfez Savaşı'nda ABD uçaklarının Türkiye'deki üsleri kullanmasının ve Çekiç Güç'ün Türkiye'ye yerleşmesinin, yasal zeminini hazırlayan kişi Perle'dir. "Karanlıklar Prensi", böylece "müttefik ülkelere konuşlandırılan Amerikan güçlerinin istendiği gibi kullanılabilmesi" tezini Türkiye'ye karşı uygulamıştır.
Türkiye daha sonra Perle ile bir lobi firması kurulmasına ilişkin bir anlaşma da yapmıştır. Yahudi lobisinden başka isimlerin de biraraya gelmesiyle International Advisers Inc. diye bir şirket kurulmuş, Perle bunun danışmanı olmuş, bu şirketin önde gelen ortaklığına ise ABD ve İsrail'de şubeleri bulunan Feith and Zell avukatlık şirketinin Douglas Feith adlı ortağı getirilmiştir. Feith, ABD Savunma Bakan Yardımcısı olarak da görev yapmıştır.
Ve gerek Perle, gerekse onun diğer International Advisers Inc.'deki yahudi "ırkdaş"ları, Türkiye'ye karşı ikiyüzlü bir politika izlemiştir. Ferruh Sezgin bu durumu şöyle anlatıyor:

ABD'deki 'Türk lobi hareketleri' ni denetim altına almada, Yahudiler Amerikalılar'ı n gerisinde kalmadılar. Onlar üstelik, Amerikalılar kadar insaflı da olmadılar. Yahudiler, kendilerine ait bazı kamuoyu oluşturma şirketlerini Türkiye'ye kiralayıp, Türkiye'den bol bol para aldılar. Tabii, bunun karşılığı olan hizmeti Türkiye'ye değil, 'bir başka yere' sundular.
1988 yılı sonbaharında, Richard Perle birden Türkiye'ye geliverdi.
Richard Perle de kim?...
Siyasetle ilgilenenler hatırlayacaklardı r... Milletlerarası çevrelerde ' Karanlıklar Prensi' olarak anılan Perle, ABD'nin eski Savunma Bakanı yardımcılarından idi. 1987 yılı başlarında, Türkiye-ABD Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın (SEİA) geleceği konusunda başlatılan müzakerelerde Türk tarafı şöyle bir direnmeye başladığında, o direncin 'Perle'nin şantajları' sayesinde kırılabildiği söylenirdi.
İşte, bu Perle, 1988 sonbaharında, kimseden davet almamış olduğu halde, Türkiye'ye geliverdi. Perle Türkiye'de Özal'la görüştü ve onu 'ikna etti.' Türkiye Başbakanı ikna olunca da, Perle'nin başında bulunduğu International Advisers Inc. ile yıllığı 875 bin dolara sözleşme imzalandı.
O zamanlar Hürriyet'te yazmakta olan Cengiz Çandar'a göre, birkaç yıl öncesinde Türkiye'yi SEİA'yı uzatmak için zorlamış ve bunda başarılı da olmuş olan Perle, 'tamamlanmamış bazı görevlerini' bu danışmanlık şirketi sayesinde tamamlayacaktı .
Neydi bunlar?...
Cengiz Çandar, Perle'nin tamamlanmamış görevlerini şöyle sıralıyordu:
1- Türkiye'nin, Körfez'e yönelik siyasi-askeri planlarda rol alması.
2- Türkiye'nin, nükleer modernizasyona (topraklarındaki Amerikan nükleer silahlarının yenilenmesine) razı edilmesi.
3- O dönemin Sovyetler Birliğindeki Türkler'in yaşadıkları bölgelere yayın yapmak üzere Amerika'nın Sesi Radyosu (VOA) antenlerini Doğu Anadolu'ya yerleştirilmesinin sağlanması.
4- Türkiye'nin İsrail ile olan ilişkilerinin geliştirilmesine yardımcı olunması,
Kimdi o 'birileri?.. .'
O birilerini kim olduğunu anlamak için, International Advisers Inc.'in üst yönetimine bakmak gerekecek:
* Richard Perle, ABD eski Savunma Bakanı Yardımcısı, Yahudi.
* Douglas Feith, Perle'nin yardımcılarından, Yahudi.
* Michael Mobbs, Perle'nin Pentagon ekibinden, Yahudi.
* Mark Feldman, ABD Dışişleri Bakanlığı Hukuk Bürosu eski görevlilerinden, Yahudi.
* Bloomfied, ABD'deki İsrail lobisinin en etkili yan kuruluşu olan AIPAC'ın (American-Israel Public Affairs Committee) eski sekreteri, Yahudi.

Bunları yazan Sezgin, bir de önceki sayfalarda "Nevruz neşesi"nden söz ettiğimiz AIPAC eski direktörü Morris Amitay'a ve Türkiye hakkındaki bölücü yorumlarına değiniyor:
Mart 1989'da, Morris Amitay isimli bir yahudi daha şirkete (International Advisers Inc.'ye) katıldı. Amitay, AIPAC'ın 1974-1980 dönemi direktörüydü ve görevi sırasında da İsrail'e yakınlık duymayan ABD Kongresi üyelerinin 'korkulu rüyası' olmuştu. Amitay, Washington Jewish Weekly adlı dergide yayımlanan 'Self-determinasyon : Kürtler hala bekliyor' başlıklı yazısında şunları ileri sürüyordu: '... Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Sovyetler Birliği'ne dağılmış olarak yaşayan 20 milyon kadar Kürt, bağımsız devletlerini kurma imkanını bulamamıştır... Kürtler'e kendi siyasi kaderlerini tayin edebilme hakkı tanınmadıkça, Orta Doğu'da huzursuzluğun ve isyanların devamı kaçınılmazdır.' Bunları yazan Morris Amitay, International Advisers Inc.'den 5.000 dolar aylık ücret alıyordu. Yani, Türkiye adına çalışması için kendisine Türkiye hazinesinden para verilen Amitay, parayı aldığı yere değil, 'kendi anavatanına' hizmet ediyordu. Çünkü, Amitay'ın fikirleri ile Kürt sorununu kaşımakta fayda gören İsrail'in bakış açısı arasında en küçük bir fark yoktu.
Richard Perle hala Türkiye ile yakından ilgileniyor. Yahudi lobisinin parlak ismi, son olarak 1995 Ocak'ta İzmir'e gitmiş ve burada yahudi cemaatinin önde gelen isimleriyle İzmir'deki Bet Israel sinagoğunda görüşmüştü.

Yine Kürtler ve Yahudiler
Richard Perle örneğinden yola çıkarak varılabilecek sonuç, Türkiye'nin "dost" zannettiği yahudi lobisinin, gerçekte Kürt sorununun asıl mimarı olduğudur. Buna örnek olarak Richard Perle, Morris Amitay, Douglas Feith gibi isimlerin yanısıra başka kişileri de sayabiliriz. (WINNEP'e ise önceki sayfalarda değinmiştik). Örneğin, uzun süre Kongre üyeliği yapan ve "Dış İlişkiler Komitesi üyesi olmak istiyorum, çünkü o zaman İsrail'e daha iyi destek verebilirim" sözünün sahibi, "ırk bilinci" yüksek yahudi Stephen Solarz da piyon Kürt devleti projesinin önemli mimarlarından.
Morton Abramowitz

Bunun yanısıra eski ABD Ankara Büyükelçisi, Carnegie Endowment Başkanı ve "Mossad ajanı" Morton Abramowitz; 1987-1989 arası B'nai B'rith başkanlığı yapmış yahudi lobisinin etkili isimlerinden Morris Abram; CIA Ortadoğu analizcisi Ellen Laipson; Al Gore'un Senato'daki dış politika danışmanı Leon Fuerth; Pentagon Türk masasından B'nai B'rith üyesi Harold Rhode ve Paul Goble; Ted Kennedy'nin dış politika danışmanı Nancy Soderberg; Uluslararası Güvenlikten sorumlu Savunma Bakanlığı sekreteri Fred Ikle gibi "ırk bilinci" yüksek Amerikalı yahudiler de hep piyon Kürt devleti projesinin önemli destekçileri.
Bu üstte sayılan isimler arasında Abramowitz'in üzerinde bir parça durmakta yarar var. İsrail ve Mossad'la özel bir yakınlığı olan Abramowitz, Türkiye'ye Büyükelçi olarak atanmadan önce yollanmak istediği ülkelerden Mısır, Malezya ve Pakistan bu şahsın ülkelerine büyükelçi olarak gönderilmesine karşı çıkmışlardı. Her üç ülkenin Washington'a bildirdikleri gerekçe şuydu: "Sözkonusu kişi CIA ajanıdır. Görev yaptığı ülkelerin içişlerine müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiştir. İstemiyoruz!" Morton Abramowitz kriz ülkelerinin büyükelçisi olarak tanınıyordu. Tayland örneğinde olduğu gibi Abramowitz'in kriz çözme yöntemi darbe planlamaya kadar da gidebiliyor. Ankara'daki görevinden sonra Ortadoğu ile ilgili Carnegie Endowment'ın başına geçen Abramowitz, Ankara'ya da ABD Dışişleri Bakanlığı istihbarat ve Araştırma Müsteşar yardımcılığı görevini bırakarak gelmişti. Abramowitz burada CIA, FBI, SIA, DIA gibi AB D'nin haberalma örgütleri arasında koordinasyonu sağlıyordu. Şu sıralar bölgeden Talabani ve Barzani gibi siyasileri konuk eden Abramowitz, aynı zamanda ABD'de 208 numaralı komitenin üyesi. Komite ABD'nin üçüncü dünya ülkelerindeki operasyonları yla yakından ilgileniyor. Bu ülkelerde gizli ve açık ilişkiler kurup çalışmalar yürütüyor. Taktik ateşkes sırasında Kuzey Irak'ta bulunan Abramowitz Kürt hareketinin önemli stratejistlerinden. Foreign Policy'nin 1993 yaz sayısında Abramowitz Türkiye'nin parçalanacağı gibi cüretkar bir iddia ortaya savurarak ve Kürt sorununun da kendi haline bırakılamayacağı nı belirterek ilginç mesajlar vermişti.
Abramowitz'in ilginç bir girişimi, ABD'deki yahudi "Türk dostları"nın gerçek niyetleri konusunda önemli ipuçları verdi. 1994 yılının Haziran ayında Washington'da Türkiye'yi de yakından ilgilendiren bir toplantı düzenlenmişti. Toplantıyı Abramowitz yönetecekti. İlginç olan toplantıya Türkiye'den bazı milletvekillerinin yanısıra, bölücü terör örgütünün de temsilcilerinin çağrılmış olmasıydı. Türk basınında "PKK ile aynı masada" gibi manşetlerle verilen haberlere göre, bu "tesadüfi" karşılaşmanın iki taraf arasındaki "müzakereler" in başlangıcı olması hedeflenmişti. Yani Abramowitz gibi "Türk dostu" (!) Mossad ajanlarının arabuluculuğu ile Türk hükümeti ve ayrılıkçı akım uzlaştırılacak ve belki de Türkiye, Güneydoğu'yu (ya da daha yerinde bir deyimle "Fırat'ın doğusu"nu) "sen sağ, ben selamet" mantığıyla terketmeye zorlanacaktı. Toplantı son anda iptal edildi ama bazı gerçekleri de gün ışığına çıkardı. ABD'ni n niyeti, Mümtaz Soysal'ın da zaman zaman belirttiği gibi, "büyük ağabey" ve "uzlaştırıcı" rolü oynayarak Türkiye'nin bölünmesine çanak tutmaktı. Abramowitz gibi İsrailli beyinlerin yardımıyla gerçekleşecek "bölünme" ise İsrail'in Vaadedilmiş Toprakları'nın Kuzey sınırını, yani Fırat'ın doğusunu İsrail hegemonyasına açık hale getirecekti. ..
Abramowitz sık sık Türkiye'ye gelerek önemli temaslarda bulunuyor ve etkinliğini koruyor. Ankara'ya yeni atanan (Eylül 1994'te) ABD Büyükelçisi Marc Grossman ise Abramowitz'in eski "çırak"larından biri. Kendisi de yahudi olan Grossman, yahudi lobisinin "has adamı" olarak tanınıyor. Hatta bu nedenle Şalom gazetesi, 28 Eylül 1994 tarihli sayısında, Grossman'ın atanmasıyla ilgili haberinde "Ankara'ya eski dost" başlığını kullanmıştı. Grossman daha önce Abramowitz'in yanısıra Lord Carrington gibi önemli yahudilerle de beraber çalışmıştı. (Carrington, Rothschildlar'ı n akrabası ve Kissinger'ın iş ortağıdır).
Amerika'daki yahudi sermayesinin güdümündeki Carnegie Endowment adlı think-tank'in başkanlığını yürüten Abramowitz, Bosna-Hersek' te Sırplara stratejik avantaj sağlamaktan başka bir işe yaramayan "güvenli bölgeler" uygulamasının da mimarıydı. Şu aralar Abramowitz, yanına Stephen Solarz gibi yahudi dostlarını da alarak "International Crisis Group" (Uluslararası Kriz Grubu) adlı BM'ye alternatif bir örgüt kurma çabası içinde...
Kürt sorununu kışkırtma heveslisi yahudiler yalnızca bu ünlü isimlerle sınırlı da değildi. Helsinki İzleme Komitesi'nin Türkiye'deki 1992 yılı Nevruz olaylarını izlemesi için gönderdiği komitenin raportörü olan Amerikalı yahudi David E. Nachman'ın "Kürt'ten çok Kürtçü" raporu, Andrei Saharov'un eşi yahudi Yelena Bonner'in "Kürtlere yaptıklarından dolayı Ankara'nın bombalanması" talebi ve bir başka yahudi Daniela Mitterand'ın Uluslararası yahudi lobisini de arkasına alarak, Kürt ayaklanmasına verdiği açık destek hafızalardan silinmiyor. Yelena Bonner'in Mazzini'den aktardığı "her ulusa bir devlet" ilkesi ise İsrail'in böl-yönet stratejisinin farklı bir anlatımı olsa gerek. Fransa'nın eski Ankara Büyükelçisi yahudi Eric Rouleau'nun, CFR'nin yayın organı olan Foreign Affairs dergisinin yaz 1993 sayısında Kürt ayrılıkçılığına desteğini sunarken yaptığı kehanet de ilginç doğrusu: "Bu gidişle Türkiye'nin eski Yu goslavya'nı n bugün bulunduğu duruma düşmesi uzak bir olasılık değil..."
Kürt-Yahudi ilişkileriyle ilgili ilginç bir gelişme de, 1994 Nisanı'nda İsrail'de yaşandı. Kudüs'te bir "İsrail-Kürdistan Dostluk Derneği" kuruldu. ABD'de yayınlanan The Kurdistan Review adlı derginin verdiği habere göre, derneğin amacı, "İsrail kamuoyunda Kürt halkına ve onun verdiği kendi kaderini tayin etme (self-determinasyon ) mücadelesine destek sağlamak"tı.
Ama nedense İsrail'in ve yahudilerin Kürt sorununu kışkırtmasını bu denli istekli olduğu gerçeği nedense bir türlü gündeme getirilmiyor. "Masonik medya" nedense bu konuya değinmekten özenle kaçınıyor. Oysa arada sırada öyle skandallar patlak veriyor ki, gözardı etmek mümkün olmuyor.
Bu skandallardan birisi, 24-25-26 Ocak 1994 tarihlerinde Başbakanlığa bağlı "Politik Psikolojik Merkez" tarafından organize edilen "Türkiye'de Terörizm Olgusunun Psikolojik Açıdan Değerlendirilmesi" konulu toplantıda yaşandı. Toplantıya ABD heyetinden Prof Dr. Norman Itzkewitz ve Prof Dr. Joseph Montvile adlı iki yahudi akademisyen katılmıştı. Skandal, bu iki kişinin toplantı sırasında Türkiye'nin Güneydoğusu'nu "Kürdistan" olarak nitelendirmeleriyle patlak verdi. Ancak bir tek RP TBMM Grup Başkanvekili Şevket Kazan gerekli sağduyu göstererek konuyu gündeme getirdi. Kazan toplantıya katılan Amerikalıların CIA ajanı olmakla birlikte iki tanesininde yahudi asıllı olduğunu hatırlattı. Kazan toplantının İsrail Cumhurbaşkanını n Türkiye'yi ziyareti ile aynı tarihte yapılmış olmasının bir rastlantı olmadığını bildirdi ve "bu planlı bir düzenlemenin sonucudur. Amerikalı uzmanların dinleyiciler arasında yer alması gerekirken başkanlık divanında oturmaları Türk milleti ve Türk hükümeti açısından onur kırıcıdır" diye konuştu.
Gerçekten de iki yahudi "uzman"ın Türkiye'nin Güneydoğusu'nu "Kürdistan" olarak nitelediği anda İsrail Cumhurbaşkanı Weizmann'ın Güneydoğu'yu geziyor olması ilginçti. Ayrıca bu iki "eşanlı" olayın yanına bir üçüncü garip olay daha katıldı. Weizman'ın Ankara'da kaldığı Sheraton otelinde dört yahudi ilginç bir biçimde biraraya geldi. İsimleri tanıdıktı: Morton Abramowitz, Karanlıklar Prensi Richard Perle, İslami fundamentalizm masallarından tanıdığımız Bernard Lewis ve B'nai B'rith'in önemli ismi, Pentagon'un eski Türk masası şefi Harold Rhode. Türkiye'de bir stratejik araştırmalar kurumunun think-tank oluşturulmasına yardımcı olan bu dört isim daha sonra da Kuzey Irak'a geçti. "Önemli temaslar" yapmak için...

***
ADL; Lobinin Toplumsal Denetim Mekanizması

Amerikalıların çoğu ADL'nin (Anti-Defamation League of B'nai B'rith) adını duymamıştır, ancak duyanlar, örgütün ne denli güçlü ve "belalı" olduğunu bilirler. Bu nedenle de ellerinden geldiğince ADL'ye "bulaşmamaya" özen gösterirler. Çünkü örgüt uzun yıllardır bir tür düşünce polisi olarak çalışmakta, İsrail aleyhine konuşan Amerikalıları çeşitli baskı ve yıldırma yöntemleriyle susturmaktadı r.
ADL, sözde Yahudileri aşağılanmaktan kurtarmak, yani Yahudi düşmanlığı ile savaşmak için kuruldu. Ama örgüt, İsrail ya da Amerikalı Yahudiler hakkında söylenen en ufak bir sözü bile "Yahudi düşmanlığı" olarak algılıyor ya da gösteriyordu. Geçmiş yıllarda yüzlerce Amerikalı ADL tarafından; antisemit, ırkçı, neo-Nazi ve de psikopat olmakla suçlanmış ve Yahudi kontrollü medya tarafından da damgalanmıştır.
Amerika'daki Yahudi lobisinin etkisine karşı koymak için kurulduğunu ilan eden "Liberty Lobby" (Bağımsızlık Lobisi) adlı kuruluş, yayınladığı White Paper on the ADL adlı kitapçıkta, ADL'nin İsrail Devleti ve Mossad'la olan ilişkilerinden söz eder. Bu konuda ortaya çıkan bilgiler, ADL'nin Mossad'ın bir uzantısı olduğunu göstermektedir. Kitapçıkta, bu noktadan hareketle bir önemli bağlantı daha kurulur; ADL ve Jewish Defence League adlı örgüt arasındaki ilişki!...
Jewish Defence League (Yahudi Savunma Birliği), son derece radikal, hatta terörist bir örgüttür. Haham Meir Kahane tarafından kurulan ve İsrail'de de "Kach" adı altında örgütlenen JDL, başta Araplar olmak üzere tüm "İsrail düşmanları"na hem Amerika'da hem de İsrail'de pek çok kanlı saldırı düzenlemiştir. (Kahane'nin ölümünün ardından bir de "Kahane Chai" adlı ikinci bir fraksiyon doğdu). Örgütün sloganı "en iyi Arap, ölü Arap'tır" şeklinde özetlenir. 1994 yılında El-Halil kentindeki İbrahim Camii'nde namaz kılan Müslümanları topluca tarayan Baruch Goldstein de bir Kahane müridiydi. Bazıları, faşist yöntem ve ideolojisi nedeniyle JDL'yi ve onun türevi olan diğer bazı Yahudi örgütlerini, "judeo-Nazi" olarak tanımlamaktadı r.
Bu noktada önem kazanan soru, JDL'nin bu terörist faaliyetlerinin İsrail devleti ile bir ilgisi olup olmadığıdır. JDL'nin terörist faaliyetleri, yıllar boyu hem İsrail otoriteleri, hem de Yahudi lobisinin önde gelenleri tarafından kınanmakta ve bu terörist örgütün İsrail ve lobiye rağmen eylem yaptığı vurgulanmaktaydı . Oysa bu açıklamalar, yalnızca göz boyamak içindi; JDL İsrail yönetiminden ve Mossad'dan aldığı emirleri uyguluyordu. Bu gerçek, Amerikalı Yahudi gazeteci Robert I. Friedman'ın Kahane'yi konu edinen The False Prophet adlı kitapta delillendirildi. Kahane ve örgütünü yıllarca incelemiş olan Friedman, JDL'nin ilk kurulduğu günden bu yana üçlü bir komite tarafından yönetildiğini ortaya çıkardı. Bu üçlü komite, örgütün görünüşteki lideri olan Kahane'ye direktif vermekteydiler. Üçlü komitedeki isimler ise oldukça ilginçti: Örgüt kurulduğunda Mossad operasyon şefi olan ve sonradan Başbakanlığa kada r yükselen Yitzhak Şamir, sağ kanat İsrail politikacısı ve Gush Emunim'in önemli ismi Geula Cohen ve ADL'nin üst düzey yöneticilerinden Bernard Deutch!...

Bu üçlü komitenin JDL'yi yönlendirmelerinin bir örneği, 1969 yılında İsrail'den örgüte yollanan hedef değişikliği emriydi. O tarihe kadar Amerika'daki zenci örgütlerine karşı eylem düzenleyen Kahane, Ocak ayında Tel-Aviv'den gizlice gelen bir kurye ile görüşmüştü. Kurye, Kahane'ye artık bir numaralı hedef olarak Sovyetler Birliği temsilciliklerini belirlemeleri gerektiğini söylemişti. Sebep, Sovyet yönetiminin ülkedeki Yahudilerin İsrail'e göç etmesine izin vermemesiydi. Kahane'ye bu mesajı gönderenler, Friedman'ın deyimiyle "İsrailli ve Amerikalı Yahudi iş adamları, emekli İsrail subayları ve üst düzey Mossad görevlilerinden oluşan bir grup"tu. Kurye, JDL militanlarına Mossad tarafından İsrail'de askeri eğitim verileceğini de haber vermişti. Sözkonusu eğitimin idaresini üstlenen kişi ise o zaman Mossad subayı olan Yitzhak Şamir'di.
Tüm bunlar, bize, JDL'nin gerçekte Mossad tarafından perde arkasından yönetildiğini göstermektedir. Diğer bir Mossad uzantısı olan ADL ise doğal olarak JDL'yle gizli bir işbirliği içindedir. ADL yöneticisi Bernard Deutch'un JDL'yi koordine eden üçlü komitede yer alıyor oluşu, bunun bir diğer göstergesidir. Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky de, Mossad'ın; Kahane takipçileri, ADL ve hatta AIPAC ve UJA (United Jewish Appeal) ile "direk bağlantılar" içinde olduğunu yazar.

ADL ve JDL arasındaki işbirliği ise hedef gösterme ve vurma yönünde bir işbölümü niteliğindedir. White Paper on the ADL'de, ADL'nin Amerikan toplumu içinde "Yahudi aleyhtarı" olduğuna karar verdiği kişi ve kurumları tespit edip "kara liste"ye aldığını, bu listedeki isimlerinde JDL militanlarının saldırılarına hedef olduğuna dikkat çekiliyor. JDL'nin fiili saldırıları ile karşı karşıya kalanlar arasında, en başta Müslüman ve Arap kuruluşları ya da "Yahudi Soykırımı"nı yalanlayan Institute for Historical Review gibi (bkz. 5. bölüm) akademik merkezler yer almaktadır. Bu hedefler, ADL tarafından belirlenmekte, JDL tarafından vurulmaktadır. Bir başka deyişle, Jewish Defence League, bir anlamda ADL'nin "cephe" fraksiyonu, bir tür "ADL- C"dir.


İsrail yöneticileri ve Yahudi lobisi tarafından sürekli olarak kınanan Meir Kahane'nin kurduğu Jewish Defence League ve onun İsrail'deki karşılığı olan Kach ve Kahane Chai (Kahane Yaşıyor) örgütleri, gerçekte Mossad ve ADL tarafından kurulmuş ve yönlendirilmiş tir. Yanda, Amerika'daki bir yaz kampında eğitim gören "Kahane Chai" örgütünün genç militanları.. .
ADL'nin hedef göstermek için seçtiği Amerikalılar ise oldukça ilginç bir yöntemle tespit edilir: Örgüt, "İsrail düşmanları"na karşı daha etkin mücadele etmek için, yasadışı bir "fişleme" yöntemi uygulamış ve bunun için de FBI ve CIA'dan bazı görevlileri rüşvetle satın almıştır. Bu konu, 1993 baharında patlak veren bir skandalla ortaya çıktı. 8 Nisan'da California eyaleti polisleri, ADL'nin Los Angeles ve San Francisco şubelerine baskın düzenlemiş ve tüm evraklara el koymuştu. Aynı gün savcılık 800 sayfalık bir soruşturma raporunu basına dağıttı. Ancak hiçbir etkili medya kuruluşu konu hakkında haber yapmadı. Oysa soruşturma sonucunda ortaya çıkan bilgiler çok ilginçti: ADL, yaklaşık 100 politik organizasyon ve 10 bin Amerikan yurttaşı hakkındaki son derece özel bilgileri, kanunları ihlal ederek, hem de FBI ve CIA'nın cesaret edem ediği yöntemleri kullanarak dosyalamıştı. Bunun için de FBI'da görevli olan pek çok istihbaratçıya rüşvet vermişti. Bu FBI mensupları, zaman zaman ADL tarafından İsrail'e düzenlenen bedava turlara da katılıyorlardı.
Aslında ADL'nin FBI'yla ilgisi, 1960'lı yıllardan beri sürüyordu. II. Dünya Savaşı'nın ardından ADL yöneticileri ile FBI şefi Edgar J. Hoover arasındaki çok yakın bir ilişki kurulmuştu. 1960'lı yıllarda ise ADL, siyah lider Martin Luther King hakkında elde ettiği bilgileri Hoover'a ileterek FBI için ajanlık yaptı. (O sıralar "insan hakları savunucusu" gözüken ADL, Martin Luther'le çok içli-dışlıydı). Edgar Hoover'ın yüksek dereceli bir mason, hatta "Tapınakçı" ve de homoseksüel olduğuna ise bir önceki bölümde değinmiştik.
ADL'nin bir başka kirli yöntemi daha vardır: Yapay antisemitizm üretmek... Bu örgütün Amerika'da antisemitizmle savaşmak iddiasıyla kurulduğunu belirtmiştik. Yaptığı düşünce kontrolünün, İsrail'i eleştirenler üzerinde kurduğu baskının tek dayanağı, "antisemitizm tehdidi" iddiasıdır. Dolayısıyla ADL, antisemitizmin varlığına muhtaçtır. Bu yüzden de, antisemitizm olmadığı yerde, onu üretme yoluna gitmektedir. (Bu geleneksel yöntemin İsrail devleti tarafından da yoğun olarak kullanıldığını bir sonraki bölümde göreceğiz.) ADL'nin ürettiği yapay antisemitizmin ilginç bir örneği, ADL üyesi Arnold Forster'in yıllar önce bir sinangogun duvarlarına gamalı haçlar çizerken yakalanmasıydı . Benzer taktikler ADL'nin "cephe" örgütü JDL tarafından da kullanılmaktadı r: Associated Press'te yer alan bir habere göre, JDL'nin Batı Yakası liderlerinden Irving Rubin, kuzey Hollywood'da Beth Sar Shalom adlı Yahudi dini merkezinin bombalanması olayında rol oynadığına dair ipuçları üzerine tutu klanmış, delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır. ADL'nin yapay antisemitizm üretmek için kullandığı kanallardan birisi de, az önce değindiğimiz gibi bir B'nai B'rith-masonluk ürünü olan Ku Klux Klan'dır. The Ugly Truth about the ADL'de, ADL'nin Ku Klux Klan gösterileri düzenlettiği ve buralarda özellikle Yahudi aleyhtarı sloganlar attırdığına dair bilgiler yer almaktadır. Bir JDL lideri olan Mordechai Levy, Philadelphia' da Ku Klux Klan ve Amerikan Nazi Partisi'nin ortak bir miting düzenlemesini organize etmiştir!...


ADL; Sekülerizmin Amerika'daki Bekçisi
Tüm bunların yanısıra, ADL'nin belki de en büyük icraatı, Amerika'da sekülerizmi güçlendirmek ve genişletmek oldu. Bu yolda ADL'nin en büyük destekçisi ise her zaman olduğu gibi masonlardı.
The Ugly Truth about the ADL'de, ADL'nin, İskoç Riti masonluğu ile birlikte, "Amerika'yı paganlaştırma" yönünde uzun bir mücadele verdiği anlatılıyor (pagan: putperest). Buna göre, bu ikili, Amerika'da Hıristiyanlığı toplum hayatının tümünden çıkarmak ve din-aleyhtarı bir laiklik yerleştirmek hedefindedir. Bu yönde şimdiye dek atılmış olan adımlar, hep bu ikilinin çabalarının sonucudur. Masonluk ve ADL işbirliği, Amerika'yı Hıristiyanlıktan koparmak ve yerine "seküler hümanizm", yeni dinler ya da "Yeni Çağ" (New Age) gibi öğretiler yerleştirmek amacına yöneliktir.

ADL'nin masonlarla olan işbirliği, en çok Yüksek Mahkeme kararlarında ortaya çıkmıştır. Amerikan hukuk sisteminin en üstünde yer alan Yüksek Mahkeme (Supreme Court), bizdeki Anayasa Mahkemesi'nin işlevini görür; çıkarılan kanunların Anayasa'ya uygun olup olmadığına karar verir. Mahkemenin en önemli özelliklerinden biri ise üyelerinin çok büyük bölümünün mason oluşudur. Loca görünümündeki bu "anayasa mahkemesi"nin en büyük misyonlarından biri ise laikliğin güç ve etkisini genişletmektir.

 Mahkemenin tarihi, dinin toplum hayatından tamamen çıkarılmasına yönelik kararlarla doludur. Yüksek Mahkeme'nin bu konuda aldığı kararlar arasında; devlet okullarında her sabah yapılması önerilen duayla ilgili kanunun iptali, dini sembollerin kamu alanlarında kullanılmasının yasaklanması, dini bayramların kutlanmasının yasaklanması, devlet okullarında sınıflarda Kutsal Kitap bulundurulması nın yasaklanması, normal mahkemelerin dua ile açılmasının yasaklanması gibi örnekler yer alır. Mahke me'nin bu konudaki bakış açısı, İskoç Ritine bağlı 33. dereceden mason olan Hugo Black'ın 10 Şubat 1947 yılındaki bir açıklamasında özetlenmiştir. Black şöyle demiştir: "Anayasada bir dinin devlet eliyle tesis edilmesini yasaklayan madde, gerçekte din ile devlet arasında kalın bir duvar örülmesini gerektirmektedir. "

Yüksek Mahkeme'nin bu sekülerizm misyonunun en büyük destekçisi ise yıllardır ADL'dir. İki ADL üyesi, Jill Donnie Snyder ve Eric K. Goodman'ın kaleme aldıkları Friend of the Court, 1947-1982 adlı kitapçıkta da açıkça belirtildiği gibi ADL "din ve devlet arasındaki kalın duvar"ın başta gelen savunucusudur ve Mahkeme'nin dini toplum hayatından çıkarmaya yönelik uygulamalarını n hepsini büyük bir heyecanla desteklemektedir. Hatta kitapçıkta yazıldığına göre, ADL sözkonusu "duvarın daha da kalınlaşmasından" yanadır. Okullardaki din derslerinin kaldırılması ve benzeri uygulamaların başta gelen savunucusu olan örgüt, çok defalar "ispiyonculuk" görevini de üstlenmiş ve laikliğe aykırı bulduğu yerel bazı uygulamaları Yüksek Mahkeme'ye şikayet etmiştir. ADL, Hıristiyanlığı toplum yaşamından çıkarmak için bu denli uğraşırken, bir yandan yeni türeyen bir takım sapkın dini akımlara da var gücüyle destek olmaktadır. Dindarların, bu örgütü "Amerika'yı paganlaştırmak" la suçlamalarının nedeni budur. Masonluk ve başta ADL olmak üzere Yahudi lobisi, Amerika'nın "zinde güçleri" konumundadırlar. ..

Yahudi önde gelenleri ve masonluk arasındaki İttifak'ın Amerika'yı daha da sekülerleştirmek istemelerindeki amaç açıktır. Amerika'nın bir "hıristiyan" toprağı olmasını değil, adı konmamış da olsa bir "Yahudi toprağı" olmasını hedeflemektedirler. Aslında, sekülerizmin, ya da daha yerinde bir ifadeyle Yeni Seküler Düzen'in (Novus Ordo Seclorum) üretilmesindeki gerçek amacın bu olduğunu söyleyebiliriz. 2. bölümde İttifak'ın hıristiyan dini otoritesine karşı giriştiği uzun savaşı ve bu savaşın bir parçası olarak ürettiği sekülerizmi incelemiştik. Amerika'da ya da başka bir yerde yapılan "daha da sekülerleşme" hareketleri, bu büyük planın, tüm dünyayı kapsayan bir Yahudi egemenliğini öngören Mesih Planı'nın birer parçasıdır. Yahudi egemenliği, bu egemenliğe temel prensipleri nedeniyle karşı çıkacak olan diğer dinleri tasviye etmeye çalışmaktadır.

Ancak burada ilginç bir istisnanın varlığından söz etmek gerekiyor: Yahudi egemenliği, genel olarak diğer dinlerin zayıflatılmasını gerektirirken, bazı Hıristiyan mezhepleri bu kuralın dışında kalmaktadır. Çünkü bu Hıristiyan, daha doğrusu Protestan mezhepleri, Yahudilik'ten etkilenmiş, Yahudi dini kaynaklarını benimsemiş ve Yahudi dünya egemenliği hedefini de onaylamış durumdadırlar. Kitabın önceki bölümlerinde, en başta Püritenlik ve onun türevleri olan bazı Hıristiyan mezheplerinin Yahudilere olan ilginç bağlılığına ve Mesih Planı'na verdikleri desteğe değinmiş, bu mezheplere bağlı kişilerin "Hıristiyan Siyonistler" sıfatını kazandıklarını görmüştük.
İşte Yahudi egemenliğine engel çıkarmayan, aksine onu destekleyenler, sözkonusu "Hıristiyan Siyonistler" dir. Ve bu "judaizer" mezheplere bağlı olanlar, geçmişte Mesih Planı'nı destekledikleri gibi bugün de desteklemektedirler . Amerika'nın üzerindeki Yahudi egemenliğinin önemli bir boyutu da budur.


Fethullah'ın Gerçek Yüzü

Ergun Poyraz
...
-"Fethullah Gülen ile Papa II.Jean Paul 1998 Şubat'ında Vatikan'da buluştular. 
Bu buluşmayı CIA organize etti. Gülen'in basın önündeki itirafından da anlaşılacağı üzere ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz buluşmada başrolü oynadı. Fethullah Gülen 8 Şubat 1998 günü Vatikan'a hareketinden önce yaptığı açıklamada "Birkaç ay önce Abramowitz cenaplarının yardımıyla bu buluşma gerçekleşti" dedi. 
ABD eski Savunma Bakan yardımcısı Richard Perle, FBI ve MOSSAD'ın paravan Yahudi örgütü Ayrımcılıkla mücadele Birliği (Anti-Defamation League/ ADL) ve Moon Tarikatı buluşmayı organize edenler arasındaydı. Vatikan buluşmasının temelleri, Gülen'in sağlık (!) kontrolü gerekçesiyle bulunduğu New York'ta atıldı. 

Bu günlerde görüştüğü Amerikalılardan biri de , 1996 yılında CIA BAşkanlığına aday gösterilen Carnaige Vakfı başkanı Morton Abramowitz idi. Morton Abramowitz ile görüşmesinin ortak dostları Kasım Gülek vasıtasıyla tanışmasından sonra gerçekleştiğini açıklayan Gülen, "Abramowitz ile toplum hadiselerinin sebepleri ve sonuçları hakkında konuştuk. Daha sonra teşekkür mektubu yazdı." diyordu. Gülen, Abramowitz'e Ortadoğu ve Türkiye konusunda yazdığı kitap için yardım etme sözü verirken, Amerika'daki Siyonist lobisinin en güçlü kolu ADL, Gülen'in bir kitabını Amerika'da İngilizce olarak yayınlama garantisi veriyordu. 

Zamanın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya yakınlığı ile tanınan ADL başkanı Abraham H. Foxman, Zaman Gazetesindeki açıklamasında kitap olayını şöyle anlatıyor: "Kendisinden İslam'da hoşgörüyü anlatan bir kitap yazmasını rica ettik." Gülen'in ABD yönetiminde ve BM'de etkiye sahip Papa'nın sağ kolu kardinal John O'Connor ile Eylül 1997'de New York'ta gerçekleşen görüşmesinde, Roma ziyaretinin tarihi kararlaştırıldı. ADL'nin Türkiye'de MOSSAD'a yakın Yahudi çevrelerle yakın bağlantıları bulunuyor.

ADL'nin kuruluş yılı 1913... Kurulduğu günden itibaren, yine aynı dönemde kurulan Amerikan iç istihbarat örgütü FBI ile işbirliği içinde oldu. FBI, Edgar Hoover'in başkanlığı döneminde ADL'yi kanatları altına aldı ve geliştirdi. Klu Kux Klan örgütü ADL kanalıyla finanse edildi. Dernek gibi örgütlenen ve otuza yakın şubesi bulunan ADL, görünüşte konferanslar düzenliyor, ödüller dağıtıyordu. Ancak ADL'nin gerçek kimliği 1992 yılında iki ajanının yakalanmasıyla belgelendi.Ajanlar Tom Gerard ve Roy Bullock'un evlerinde çıkan bilgiler ve ifadeler ADL'nin kirli ilişkilerini su yüzüne çıkardı.

New York'lu gazeteci John Ross'un haberine göre; "ADL'nin MOSSAD, CIA, Güney Afrika ırkçı rejimi ve İngiliz istihbaratıyla bağlantıları ortaya serildi." Yakalanan kimi üyelerin istihbarat faaliyetleri yaptıkları ortaya çıktı. ADL ajanları, muhalif örgütler ve kişileri fişlediklerini itiraf ettiler. ADL ajanları bu faaliyetlerinde ilginç bir olayı da gerçekleştiriyorlar, FBI'ın istihbarat kayıtlarından yararlanıyorlardı . Abramowitz'in yakın arkadaşı Perle, bir Yahudi ve ADL yönetimiyle ilişki içinde. 
Uzun seneler Pentagon'un Türkiye sorumluluğunu yürüten Perle bir süre önce Irak'ı bölme planlarını Washington Post'a açıkça yazdı. Bosna'yla ilgili olarak ABD'de kurulan kriz merkezi ekibi içinde de yer alan Perle, Türkiye İran arasında savaş kışkırtıcılığında da başroldeydi. 
Fethullah Gülen'in hamiliğine soyunan ADL, Moon Tarikatı ile de çok yakın ilişki içinde. 

Wahington'daki iki büyük gazeteden biri olan Wahington Times'ın sahibi Moon Tarikatı...ADL ve Moon Tarikatı bu gazete içinde birlikte çalışıyor. Gazete CIA'ın yayın organı olarak tanınıyor. 1981'de kurulan gazete, Reagan ve Bush'a olan yakınlığı ile tanınıyor. Moon Tarikatı, Kore'nin bölünmesinden hemen sonra kuruldu. Kurucusu CIA'nın yan kuruluşu gibi çalışan , Kore İstihbarat Teşkilatı. Kore nüfusunun yüzde onunun Budizm'den Hıristiyanlığa geçişini organize edenlerden. Bu çalışmalar sonucu bugün Güney Kore nüfusunda Hıristiyanları n oranı yüzde 35'i buldu. 
Moon Tarikatı, CIA'ın dünya çapında kullandığı etkili bir kamuflaj aracı. 1980'li yıllarda tarikatın adı İrangate skandalına karıştı. Moon Tarikatı'nın bir süre önce ölen Türkiye temsilcisi Kasım Gülek, Fethullah Gülen'in sağ koluydu." 
...
Ergun Poyraz- Fethullah'ın Gerçek Yüzü, Otopsi Yayınevi (http://www.otopsiya yinevi.cjb. net)-1. Basım Nisan 2000, sf 345-348





YAHUDİ MAFYASI ADL ve GÜLEN İLİŞKİSİ
 
“3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü… 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik (AYÖBK) Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti, Fethullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın ‘barış’ asrı olması açısından önemsediklerini ve sözkonusu projeye büyük ilgi duyduklarını belirttiler…' ' 10 Mart 1998 - Zaman

* * *

Al sana “ABD’de Yahudi mafyası: ADL” ve “Gülen Efendi’nin ADL teklifli diyalog masalı”25 Mart günkü “ABD’de Yahudi mafyası: ADL ve Gülen Efendi’nin diyalog masalı” başlıklı makalem, bazı diyalogcu aymazları şok etmiş olacak ki, internete sarıldılar… Zaman gazetesinin internetteki ilgili sayfasına gittiler; heyhat, baktılar ki haber traşlanmış. Haberin “ADL tarafından Gülen Efend i’ye yazdırtılan diyalog kitabı” kısmı çıkartılmış. Aynı Zaman’ın yine köşemde sunduğum 2 Mart 2005 tarihli ve Serkan Talan imzalı “Misyonerler faaliyetini yaygınlaştırdı. Türkiye’de 25 bin kilise ev açıldı” haber, internetten çıkartılmış.

El an Vatikan’da mevta Papa’nın elini öpen Müslüman kılıklı diyalog evlatları, bu “vahim Haçlı işler”ini internetten veya arşivlerden kaldırabilirler; ama milletimizin hafızasından ve Kiramen Kâtibîn Melekleri’nin ilahi kayıtlarından çıkartamazlar.

Kabil, kardeşi Habil’in canına kastettiğinde, bir “kara karga”nın toprağı eşeleyip kendi pisliğini gömmesini gözlemleyerek Habil’i toprak altına gizlemeye çalıştı… Lakin “yerin de kulağı var” derler büyükler.

Kara karga, kardeşinin ölüsünü toprağa gömmeye çalışan Kabil’in ahaline güldüğü gibi, kendi herzelerini suçluluk psikolojisi içinde oraya buraya gömmeye çalışan, arşivlerden yok etmeye kalkışan, sonra da pişkin pişkin “Yok canım nerede kilise varmış, kaç kişi Hıristiyan laştı rılmış, neredeymişler…” diye lakırdılara ve yalanlara yapışanlara ve dahası en cahil Müslüman’a dahi nispet edilemeyecek iftira senaryolarıyla Müslüman milletimizin namus anlayışıyla Samanaltı’ndan oynayanlara gülmektedir.

“Yerin de kulağı var” diyen büyükler, kara kargadan imdat bekleyenler için “Kılavuzu karga olanın gagası…” da derler.

Kılavuzu karga olanların bu diyalog mızrakları ve bu “haçlı işleri” artık çuvala sığmıyor, çalınan minarelere hazırlanan kılıflar dar geliyor.

Gelelim ADL ve Gülen Efendi’nin Zaman’a yansıyan haberlerine… Bakın bakalım kimin eli kimin cebinde, kim kimlerin adamı, kim kimler adına diyalog işine taşeronluk yapıyor, kim kimlerin teklifiyle diyalog masalı yazıyor?

Önce, 20 Kasım 1992 günkü Zaman’ın 2. sayfasındaki “ABD’de Yahudi mafyası: ADL” başlıklı ve Yunus Altınöz imzalı araştırmadan bazı bölümleri aktaralım:

“İngiliz Farmasonluğu’nun Yahudi kolu olan B’nai Brith’in etkisi altındaki ADL (Anti–Defamat ion League) 1913 yılında kurulmuştur.. .

ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir...

Kurdukları “Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.

İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım–satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor...

ADL, Amerika içinde FBI kanallı muhtelif operasyonlarla ilişkisini sürdürdü. FBI ise kongre tarafından suçlandığı zaman suçu daima ADL’nin üzerine attı...

ADL’nin bilinen cinayetleri şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı Müslüman lider Tscherim Sobzocov, evinin önünde bombalı saldırı sonucu öldürüldü… Musevi iken Hak din olan İslam’a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi 1985’in Ramazan’ında sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürüldüler… Gandhı ve Palme suikasl erinin arkasında da ADL’yi görmekteyiz.. .

ADL, tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kısmını Amerikan Hükümeti Adalet Bakanlığı’na bağlı Özel soruşturmalar Ofisi’nde (OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Tel Aviv’de çalıştırmaktadır. ..

İsrail Devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail Gizli Servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar kurmuştur… ADL–Sharon grubu ihtilaflı bölgelerde satın aldıkları evlerde militan Yahudiler’i yetiştirdiler…”

Kim yazıyor bütün bunları ve dahasını; 20 Kasım 1992 günkü Zaman gazetesi… Dilerseniz ADL’ye ilişkin bilgileri tekrar okuyun.

Gelelim 10 Mart 1998 günkü aynı Zaman gazetesinin “Diyalog çabaları devam ediyor” başlıklı ve Selçuk Gültaşlı imzalı haberine:

“3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü… 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik (AYÖBK) Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti, Fethullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın ‘barış’ asrı olması açısından önemsediklerini ve sözkonusu projeye büyük ilgi duyduklarını belirttiler…

Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan “ADL’nin (Anti–Defamation League) teklifi”yle hazırladığı “hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap” da gündeme geldi. Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, bittiğinde insanların hizmetine sunacağını söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak…”

Tek harf dahi ilave etmeden aktardım; günkü Zaman gazetesi aynen böyle yazıyor a dostlar.

Şimdi anladınız mı ADL kim, Fetullah Efendi ne iş yapar, “hoşgörü masalı ve diyalog kitabı” ne? Hala fark edemediyseniz her iki “Zaman haberi”ni tekrar okuyun lütfen; gerçekler zamanla anlaşılı r çünkü.

Hayırdır, bazıları şoklanmış gibi… Bu 10 Mart 1998 haberi soğuk duş etkisi yaptı herhalde?

Şimdi tekrar değerlendirin bakalım; bu diyalog işi Türk orjinli miymiş, ABD uzantılı Vatikan orjinli mi, yoksa ADL orjinli miymiş?

Alemlere rahmet Hz. Muhammed’i ve O’nun Medine Vesikası’nı Vatikan’ın ve ADL’nin diyalog işinde diline dolayanların, Ümmet–i Muhammed’in seçkin topluluğu yüce milletimize neler yapabileceklerini varın siz hesap edin…

M. Emin Koç - 6 NİSAN 2005 - Yenimesaj

Nedir bu ADL
Rıza Zelyut
GÜNEŞ
27 Ağustos 2007 

Geçen hafta, Ameirka'da Türkiye aleyhine çok olumsuz bir gelişme ortaya çıktı. ABD'nin en etkili Yahudi kuruluşu olan Anti Defamation League (ADL: Ayrımcılıkla ve İnkarla Mücadele Birliği) , 1915 yılındaki Ermeni olaylarını, 'Soykırım!' olarak kabul edeceklerini açıkladı.
Bu ADL, herhangi bir örgüt değil. ADL; bugün Amerika'yı yöneten yeni muhafazakar kadroları hemen hemen elinde tutan bir örgüt. Örneğin, ABD'nin eski Savunma Bakanı Yardımcısı, Karanlıklar Prensi unvanlı Richard Perle; bu örgütün üyesi... Morton Abramowitz, Graham Fuller gibi adları CIA ile bağlantılı olan isimler de ADL'nin teorisyenleri arasında bulunuyor.
Bu örgütün görevi, Yahudiler aleyhine gelişecek her fikre ve olaya karşı çıkmak. Bunu yapabilmek için de ABD'nin yönetim merkezi olan Beyaz Saray'ı kontrol etmeleri gerekmektedir ki ADL bunu başarmış bulunmaktadır. ADL; CIA ve MOSSAD ile işbirliği yapan; Güney Afrika'nın ırkçı rejimine destek veren Siyonist bir örgüttür. ADL bu işi yaparken Moon Tarikati ile birlikte çalışmaktadır. Moon Tarikati , ABD gizli servisi CIA'nın etkinliklerini gizlemek üzere yarattığı tarikattir. İslam dünyasına karşı Yahudi-Hıristiyan Birliği'ni yaratmak, Mooncuların teme l hedeflerinden birisidir.
ABD'nin en etkili gazetelerinden olan Washington Times'in sahibi olan Mooncular, bu gazetede ADL ile birlikte çalışmaktadırlar.


FETHULLAH'IN KORUMASI ADL
Bugün ABD'de Türkiye'ye karşı yeni bir cephe açan ADL; Fethullah Gülen'in koruyuculuğunu yapan ve onu yükseklere taşıyan örgüttür. Gülen'in 1998'de Vatikan'da Papa ile görüşmesini ADL ayarlamıştır. Fethullah Gülen, bunu 8 Şubat'ta itiraf etmiş ve randevunun, Abramowitz'in aracılığıyla gerçekleştiğini söylemiştir. Fethullah Gülen, bu örgütün başkanlarından Leon Levy ile buluşmuş ve fotoğrafları da basına yansımıştır. ADL'nin bugünkü başkanı Abraham H. Foxman, Zaman Gazetesi'nde yayımlanan açıklamasında, 'Fethullah Gülen'in İslam üzerine bir kitap yazmasını istediklerini; bunu İngilizce yayımlayacakları nı' söylüyor.

ADL yöneticileri ve Mooncular Fethullahçılar ile sıkı ilişki içine giriyorlar. Bunlar, Yenilikçi adını verdikleri Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını da şiddetle destekliyorlar. ADL Başkanı Foxman, Tayyip Erdoğan ile görüşüyor. Erdoğan da 2000 yılında ABD'ye gidip Gülen'i ziyaret ediyor. Yahudi örgütü Jewish Comitte'in davetlisi olarak 16 Temmuz 2000'de Erdoğan, Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü (JINSA) gibi çok etkili bir Yahudi kuruluşu ile yine görüşmeler yapıyor. (Bilgiler için Ergün Poyraz'ın Patlak Ampül adlı kitabının 211. sayfasından itibaren...)

NE OLDU DA BOZULDULAR?
Amerikan Yahudi örgütleri; 'Yenilikçi hareket' adını verip 'Türkiye'deki İslamcıların önderleri' ilan ettiği AKP'nin iktidara gelmesi için uluslararası desteğini bütün gücüyle ortaya koydu. Türkiye'deki yargı kararları, yapılmış seçimler değiştirilerek Tayyip Erdoğan, başbakan yapıldı.
Geldiğimiz noktada ise Amerikalı Yahudi örgütleri, Başbakan'a bir işaret verdiler: 'Emrimizden çıkarsan, seni oradan indiririz!'
Nedenler ortada:
*Türkiye hala ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir yardımcı aktörü yapılabilmiş değil. Ordunun ve kamuoyunun tepkisi, Başbakan Erdoğan'ın hareket alanını çok daralttı; bu yöndeki hevesini kırdı.
*Türkiye; İsrail'in Kuzey Irak'ta etkili ve yönlendirici güç haline gelmesine izin vermiyor. Böylece Arz-ı Mevud peşindeki yayılmacı Yahudiler öfkeleniyorlar. Kürt bölgesinin İsrail bölgesi yapılması; ADL, JINSA, Jews Comitte gibi kuruluşların büyük idealleri...
*İsrail'in Ortadoğu'daki varlığına karşı çıkan İran'ın bastırılması için Türkiye kullanılmak isteniyor. Hükümet, İran'a karşı yaptırıma yanaşmayınca da böyle tehditler geliyor.
*Cuma günü, Yeni Şafak'ta İbrahim Karagül daha özel bir sebep de gösteriyor: İsrail, Arap sermayesinin Türkiye'de etkin olmasını, ihale almasını istemiyor. Ayrıca bir medya grubunun ihalesi (Sabah olayını işaret ediyor) işini de Yahudi örgütleri ve İsrail, bu yoldan münüple etme çabalıyor.
Hemen belirtelim ki bu işaret İsrail'de üretildi; ABD'de parlatıldı.
Türkiye; bu Siyonist dayatmaya karşı asla ödün vermemelidir.

***
Fethullahçı Müslümanlar uyanın

Rıza Zelyut
01 Ekim 2007
'La ilahe illallah, Muhammedür resulullah!' diyen ve buna da gönülden iman edenlere sesleniyorum:

Siz; İslam dünyasına karşı Haçlı savaşı başlatan Amerika'nın yanında olmak ister misiniz? Sanmıyorum.
O zaman; hem Müslüman görünüp hem de Amerika için çalışan kişilerden uzak durun. Burada açıkça,
Amerika'nın emrine girmiş bir propaganda uzmanı olduğu anlaşılan Fethullah Gülen'den söz ediyorum. Bu kişi, İslam'a değil, ABD'ye hizmet ediyor. 'Allah, dünya gemisinin kaptanlığına Amerika'yı oturttu.' diyerek beyaz batılı Hıristiyan emperyalizmini meşrulaştıran o değil midir? Milliyet'ten Can Dündar'ın naklettiği bilgiler Fethullah Gülen'in ABD tarafından yetiştirildiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Çünkü; Amerika'da hazırlanan siyasi-stratejik raporlarda hep onun adı geçiyor. ABD çıkarına hizmet edecek İslam anlayışının lideri olarak o örnek veriliyor. Ve Amerika; bu çizgidekilere yıllardır muazzam para ve siyasi destek veriyor. Can Dündar'ın pazartesi günü aktardıklarına bakar mısınız:
'Bahsedeceğim raporlar 'Rand Coorparation' imzasını taşıyor. Amerikan dış politikasına yön veren bu etkili 'fikir fabrikası', Donald Rumsfeld, Condoleezza Rice, Francis Fukuyama gibi uzmanlarıyla tanınıyor. (...) Rand Coorparation, Amerikan yönetimi için bir rapor hazırlayıp 2 şey tavsiye etti:
'1) Türkiye'deki İslami hareketi daha yakından tanımalı, onların ideolojileri hakkında daha yakından bilgilenmeli ve diplomatlarını eğitmeliyiz.
2) ABD'nin İslamcı akımın ılımlı üyeleriyle resmi olmayan ilişkiler kurması yararlı olacaktır.'
1999'da ABD Dışişleri Bakanlığı'nca hazırlanan 'Din Hürriyeti Raporu'nda Fethullah Gülen'den 'ılımlı İslami lider' olarak bahsedilecekti.
Sonra Cheryl Barnard'ın raporu geldi. (...) O da 2003'te 'Sivil Demokratik İslam Raporu' hazırladı. (...) Rapora göre, ABD'ye en iyi müttefik 'ılımlı İslamcılar'...
Nasıl desteklenecekleri konusunda şunları öneriyor:
'Çalışmalarının, görüşlerinin yayımlanması ve dağıtılmasına maddi katkı yapılacak.
Daha geniş kitlelere özellikle gençlere ulaşmaları teşvik edilecek.
Sivil toplum kuruluşları kurmalarına, eğitim için yer bulmalarına ve politik süreç içinde gelişmelerine destek olunacak.
Görüşlerini yaymak için web sitesi, okul, enstitüler kurmalarının önü açılacak.
Ilımlı İslamın kitlelerin alternatifi olması sağlanacak.'
(...)Raporun sonundaki 'Derin strateji' bölümünde daha somut öneriler var. Şöyle denmiş:
'Ilımlı İslamcıların cesur sivil liderler olmasına çalışılmalı. Demokrasi, insan hakları, kadın hakları konusunda etkili politikalar geliştirmeleri sağlanmalı. Sivil toplum örgütleri oluşturarak Ilımlı İslamcı liderlere yardım edilmesine çalışılmalı...'
Fethullah Gülen'in örnek olarak verildiği ılımlı İslamcıların ekonomik güç eksikliği dile getirilip maddi destek yapılması önerilmiş.'
Can Dündar perşembe günü de yazıya devam edip 26 Mart 2007 tarihinde yaylımlanan Rand Corparation'ı n yeni raporundan aktarmalar yapıyor. Burada Fethullah Gülen, 'Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog çalışması başlattı. İki kez Patrik Bartholomeos ile görüştü. 1998'de Papa'yı ziyaret etti; İsrail'in hahambaşı ile buluştu' denilerek örnek dinsel lider seçiliyor.
Raporda; ABD yönetimine Türkiye'yi etki altına almak için de şu kesimlerimizin desteklenmesi öneriliyor: 'Liberal ve laik Müslüman bilim adamları ve aydınları, genç ılımlı Müslüman akademisyenler, toplumsal önderler; kadın hareketi öncüleri, ılımlı gazeteciler ve yazarlar.
Desteklenenlerin başında da Fethullah Gülen ve çevresi geliyor. Para ve siyasi destek bu kesime yağıyor. 'Gülen'cilerin okulları, yurtları, dershaneleri Amerikan dolarları ile böyle yaygınlaştırılıyor.
Amerika onların bankacılıktan tutun da kargoculuğa kadar Türkiye'nin bütün sektörlerinde öne çıkarttırıyor. Hükümet, bu konuda ne gerekiyorsa yapıyor.
Fakat, aynı Amerika; İslam dünyasına karşı Haçlı savaşını yürütüyor. Müslümanların kanını hunharca akıtıyor. Fethullah Gülen, bu saldırıda ABD'nin yanında yer alıyor.

Şimdi; ona inanan samimi Müslümanlara sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyup öyle karar verin. Haçlı emperyalizmin silahlı gücü Amerika'nın bu kadar desteklediği birisinin siz Müslümanlara bir faydası olabilir mi? Bu dünyada değil öbür dünyada...


FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Yazar: Milli Çözüm Araştırma Ekibi   
...
1970'lerin ortalarında, Milli Görüş istikametinde hizmet gören Ak-Evler hareketinden koparılarak "AKYAZILI" Vakfı kurdurulan Fetullah Gülen, giderek Bediüzzaman'ın çizgisinden uzaklaşarak masonik merkezlere yaklaştı. Dünya'ya hükmeden ve çok gizli ve de kirli işler çeviren siyonist mahfillerle; Pek karmaşık ve karanlık ilişkiler ağına takıldı.

Hiçbir resmi sıfat ve statüsü bulunmayan, yüksek öğrenim bile yapmayan sade ve samimi bir hoca efendinin değil, bakanların ve başkanların bile erişemediği uluslar arası bir protokol pozisyonuyla; Papayla programlara. .. Politikacılarla pazarlıklara başlamıştı.
İlk bakışta: Hiçbir resmi etiketi ve dini temsil yetkisi bulunmadan, şahsi gayret ve marifetiyle (hatta bazılarına göre özel velayet ve kerametiyle) bu denli yaygın bir organizeye ve saygın bir otoriteye eriştiği sanılsa... Daha doğrusu malum merkezlerce böyle sunulsa da; aslında O, "küresel çete"nin ve siyonist sömürücü sermayenin, artık sadece bir maşasıydı... Kahraman rolü oynatılan bir figürandı. Ve O'nun patron değil, piyon olduğu, sonunda zan ve tahminlerle değil, resmi belgeler ve şahitlerle ortaya çıkmıştı.
İşte Amerika'daki siyonist yahudi stratejisti ve CIA Ortadoğu şefi Graham E. Fuller Fetullah Gülen'e bunun için sahip çıkmakta ve O'nu yere göğe sığdıramamaktaydı .
...
Katıksız ve amansız şeriat düşmanı Bülent Ecevit'in bile Fetullah Gülen'e övgüler dizmesinin ve Fetullahçıları partisinden aday gösterip Milletvekili seçtirmesinin arkasında, acaba ne gibi hedefler yatmaktaydı.
Milli Görüşten ve Erbakan gerçeğinden uykuları kaçan Bilderberg'ci Ecevit'lerin ve Graham Fuller'lerin Fetullah Gülen'i ve O'nun siyasi temsilcisi AKP'yi böylesine sahiplenmeleri acaba hangi hikmetlere dayanmaktaydı ?
"Türkiye demokratikleş tikçe (Fetullah Gülen'in ve AKP'nin benimsediği ve Amerika'nın desteklediği) İslam'ın, Türklerin hayatında daha önemli bir konuma "geri dönmesi" kaçınılmazdı." Diyen Graham Fuller böylece ağzındaki baklayı da kafasındaki şeytanlığı da açığa vurmaktaydı.
....

Rusya Fetullah Gülen okullarını kapatıyor:

Rusya yönetimi, ülke içindeki Fethullah Gülen okullarını kapatmak için harekete geçti. Gülen'e bağlı çeşitli şirketleri yakın takip altına alan Rus yönetimi, okulları "Amerikan ve İngiliz casusu yetiştirme merkezi" olarak görüyor. Rusya yerel yöneticileri arasında bu okullarda okumuş bazı görevlilerin de işine son verilmesi için hazırlıklar yapılıyor.
Rusya Federasyonu, Fethul lah Gülen okullarını kapatmaya başladı. Ulaşan bil giye göre, Rusya Federasyonu yö netimi Fethullah Gülen okullarını açan şirketleri yakın takibe aldı. Söz konusu operasyonun, Fethul lah tarikatının okullarına ve şir ketlerine karşı zaman zaman yapı lan soruşturmaları n en kapsamlısı olacağı açıklandı.
Öte yandan, Rusya Federasyo nu: yerel yöneticileri arasında bu okullarda okumuş bazı görevlile rin de işine son verilmesi için hazırlıklar yapıldığını hatırlattı.

Rus yetkililer, Fethullah Gülen okullarını açıkça "Amerikan ve İngiliz casusu yetiştirme merkezi" olarak tanımladı. Öte yandanTürkiye kamuoyuna "modern okullar" olarak sunulan bu okullardan bazılarında çok sinsi ve siyasi faaliyetler yapıldığı ve ABD'nin dünya hakimiyeti için beyinlerin yıkandığı özellikle vurgulandı.

FSB: CASUSLUK YAPIYORLAR
Rusya iç Güvenlik Örgütü FSB Başkanı Nikolay Patruşev, 17 Aralık 2002'de Türk basınında yer an açıklamasında, gerçekleştirdikleri en başarılı etkinlikler arasında Türk casusların deşifre edilmesini de saydı. FSB Başkanı 2002 yılı etkinlik raporunda Fethullah Gülen okullarında çalışan öğret enlerin casusluk faaliyetlerinin deşifre edildiğini belirtti. FSB Baş ını, açıklamasında, okulların sahibi konumundaki Tolerans, Serhat ve Ufuk vakıflarının isimlerini verdi.
.....
Şu soru mutlaka sorulmalı doğru ve doyurucu cevabı herhalde bulunmalıdır:
Bir zamanlar: "Amerika ve Rusya sistem olarak materyalist felsefeyi benimsemiştir. Aslında ne Rusya'nın ne de Amerika'nın bize bakış açıları farklı değildir.
Hatta hiçbir fark yoktur, denilebilir. Israrla söylüyoruz ki, ikisi de bizim aman vermez düşmanımızdır."Diyen Fetullah Gülen'e ne oldu ki şimdi:
"Amerika, hala bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır... Amerika şu anda: Bütün konum ve gücüyle, bütün dünyaya kumanda edebilir ve buna layıktır." Demeye ve Amerika'yı övmeye başlamıştır?
Fetullah Gülen'in asıl amacı; İslam'ı yaymak mı, yoksa siyonist Gizli Dünya Devleti'nin kovboyu olan Amerika'ya uyumlu ve ılımlı vatandaş hazırlamak mıdır?

Prof. Alpaslan Işıklı'nın tespitiyle, "yurt dışındaki okullarıyla, Türkiye deki vakıf, dershane, üniversite çalışmalarıyla siyonist emperyalizmin dünya hakimiyetine ve küresel bir totalitarizmin kurulma hedefine hizmet mi yapılmakta dır?
Daha önceleri: "sebeplere riayet, bir sorumluluk olsa da; onlara tesiri hakiki vermek apaçık bir dalalet ve inhiraf (sapıklık)tır."
"Köpek, kendisini besleyeni sahibi olduğunu sanır ve bu yüzden sahibine gösterdiği sadakat görünüşe, yani nedenselliği dayanır." Diyen Fetullah Gülen, şimdi nasıl oluyor da:

  "Amerika ile dostça geçinmeden ve Amerika istemeden, dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimseye ve hiçbir şey yaptırmazlar. ..
Şimdi (bana bağlı) bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına (yani siyonizmle uyuşarak) gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığımız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz..." diyerek, herkesi Amerika'ya kayıtsız şartsız teslimiyete çağırmaktadır?
Fetullah Hoca'ya göre: Kuvvet ve Kudret sahibi, Allah mıdır, yoksa Amerika mıdır?

"Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli, Amerika göz ardı edilerek, şurada veya burada kendi başına bir iş yapılmaya kalkışılmamalıdır...
Rusya bile sizi desteklese, eğer Amerika istemezse, işinizi bozacaktır... Çünkü Amerika kendi işlerinin bozulmamasından yanadır. Bu da yadırganmamalı dır." Diyecek kadar Amerika'ya tapınan ve siyonizmin yenilmez gücüne(!) sığınan bir Fetullah Gülen, acaba Kur'an kahramanı mı, yoksa Amerika'nın kuklasımıdır?

BEKLENEN MESİH Mİ, YOKSA PAPALIK MİSYONERİ Mİ?
Vaazlarında ve kitaplarında:
"Hazreti Mesih (İsa A.S) Ahir zamanda o önemli misyonu eda etmek üzere mutlaka nüzul edecektir. Nüzul edecektir ama içinizden şahs-ı manevinin muhtevi bulunduğu mana ve ruha nüzul edecektir. (Yani Hz. İsa şu anda içinizde bulunan; lideriniz ve temsilciniz olan şahsiyete inecektir.) diyerek, dolaylı biçimde Mesihliğini ve Mehdiliğini ilan eden ve nicelerini buna inandıran Fetullah Gülen;
"Sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatı âlilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız." Diye başladığı papa'ya mektubunda:
"Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Papalık Konseyi Misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. " Diyor...

Şimdi aklımıza ve vicdanımıza güvenerek soralım:
Fetullah Gülen beklenen Mesih veya Mehdi Aleyhisselam mı dır?
Yoksa kendi itiraf ve ifadesiyle Papalık Konseyi Misyonunun basit bir parçası mı dır?
Takiyye yaptığı ve ikili oynadığı açıktır. Ancak, acaba asıl aldatmak ve kullanmak istediği Hristıyanlar ve Museviler midir, yoksa Müslümanlar mıdır?
Doğru cevap: siyonist yahudiler ve Haçlı emperyalistler Fetullah Gülen'i... Fetullah Gülen ise Müslümanları kullanmaktadı r.
Çağ ve Nesil dizisinin 4. kitabının son yazısında ve lider başlığı altında:
"Ve eskilerin "Kaht-ı rical" dedikleri seviyeli insan, idareci ve kadro ile lider kıtlığı (yaşanıyor)
Yakın geçmişi ve hâlihazırdaki vaziyeti itibarıyla: Şu karmaşık dünyanın gerçek manada bir lider tanıyıp tanımadığını bilemeyeceğim; bildiğim tek şey varsa o da, bizim dünyamızda böyle bir liderin olmadığıdır...
... O Polat sinelerin ve çelikten sedaların yerinde, şimdi sinekler uçuşuyor... Evet, ateşböceklerinin yıldızlaştığı, sineklerin kartallaştığı bu talihsizler diyarında, şimdi aslan inleri, tilki çalımlarıyla inliyor... Bülbülyuvaları saksağanların elinde perişan ve her tarafta yarasalar şehrayinler tertip ediyor...
Hakim güçler, insafsız ve temettü (sömürme) avında...
Hasıla koskoca dünya başı boşların elinde ve bir baştan bir başa lidersizlikle kıvrım kıvrım (kıvranıyor).. ." diyor ve ardından "nasıl bir lider?" diye kendisini anlatmaya başlıyor...
Yakın geçmişteki ve günümüzdeki bütün dini ve siyasi liderleri böylesine küçümseyen ve kötüleyen Fetullah Gülen'in, şimdi Amerika'ya ve Papalığa karşı perestlik derecesindeki hürmet ve teslimiyet nasıl bağdaştırılacaktı r?
...
Şimdi soruyoruz:
  • 1- Fetullah Gülen'e, Papayla görüşmek ve işbirliğine girişmek üzere; Türkiye ve dünya Müslümanları böyle bir yetki verdi mi?
Yoksa malum ve melun merkezler mi o'na böyle bir kılıf geçirdi?
  • 2- Bu tavrı ve telaffuzlarıyla, İslam'ın tebliğcisi ve temsilcisi mi, yoksa Vatikan'ıda kontrolüne alan siyonizmin hizmetçisi mi?
  • 3- Hz. Peygamber Efendimizin devrinin önemli devlet liderlerine gönderdikleri ve "Ya, bozuk ve batıl inançlarınızı bırakıp İslamiyet'e ve benim risaletime iman edersiniz. Ya da tüm tebaanızın da günahını yüklenerek cehenneme girersiniz." İçerikli mektuplarıyla, Fetullah Gülen'in Papaya yazdığı mektubunda söyledikleri aynı şeyler midir?
Hâlbuki Efendimizin ki, izzet ve davet, bunu ki ise, zillet ve teslimiyettir.
  • 4- F. Gülen, haddini aşarak, bugüne kadar İslamiyet'in hep yanlış anlaşıldığını ve bunun Müslümanların suçu olduğunu söylüyor ve doğrusunun kendisi tarafından ortaya koyulacağını ima ediyor!..
Peki, bugüne kadar sahip çıktığını iddia ettiği Bediüzzaman ve Onun izlerini takip ettiği tüm ehlisünnet uleması; İslam'ın neresini yanlış anlamışlardı ve hangi yanlışları Müslümanlara öğütlemişlerdi?
  • 5- Papayı Türkiye'ye davet ve kutsal yerleri ziyaret teklifini, Süleyman Demirel adına tekrarlama yetkisini ve cesaretini kendisine kim vermişti?
Yoksa mason Demirel'le, özel bir ilişki içindemiydi? Hani bu Hoca ve ekibi siyasetten uzak kimselerdi?
  • 6- Urfa'da 3 dinin ortak eğitimini verecek ilahiyat okulunu açma kararı, İsrail'le birlikte mi verilmişti?
Çünkü AKP'li belediye Başkanı döneminde bu proje, İsrail yardımıyla Urfa'da gerçekleştirilmiş ti.
  • 7- Fetullah Gülen, acaba insanlığı en azından kendi taraftarlarını ; İslam'i değerlere göre yeniden düzeltmek ve yeryüzünde adil bir düzen yerleştirmek isteyen ender ve önder bir şahsiyet miydi?
Yoksa Papalık Konseyinin basit bir parçası, Papa hazretlerinin ve GAP'ta yatırım yapan İsrail'in bir hizmetçisi miydi?
Chalmers Johnson (University of California'da emeritus Profesör): The sorrows of empire, New York, 2004. Bu kitapta C. Johnson, ABD'nin dış politikasının tümüyle Wolfowitz gibi neo-conların söz sahibi olduğu pentagon'un elinde olduğunu, Beyaz Saray'ın by-pass edildiğini belirtiyor. Johnson diyor ki; "ABD, ona buna demokrasi sat mak istiyor,  Ortadoğu'ya da  "demokrasi yok" gerekçesiyle müdahale ediyor ama kendisi demokrasinin ilkelerinden uzaklaştı.

ABD adeta bir imparatorluk oldu ve militarist bir düzen içinde. Ancak, ABD imparatorluğun diğer imparatorluklardan ayıran; önemli bir özellik var, ABD imparatorluğu bir "üs-ler imparatorluğu" dur. İngiliz ya da Fransızlar gibi gittiği yerlerde toprak İşgali amacı taşımıyor, dünyanın değişik bölgelerini "Üs" leri aracılığıyla kontrol altında tutup, ele geçirmeyi hedefleyen bir imparatorluktur Amerika..."
Daha ne söylesin Johnson?! Bitmedi. Tam yerine denk geldi, son habere buyurun;
  • ABD, askeri malzemelerini Türkiye üzerinden nakletmek için 7 liman ve 6 havaalanını kullanma izni aldı. ABD'nin kullanı mına verilen liman ve alanlara ilişkin karar yürürlüğe girdi. Bush'un geçtiğimiz aylarda açıkladığı "Türkiye cephe ülkesidir;" sözleri ABD'ye verilen liman ve üslerle daha bir an lam kazandı.
  • Haber turuma devam ediyorum sevgili okur, nasıl hoşunuza gidiyor mu? Bambaşka bir dala konuyoruz, ne âlâsı var demeyin, an layana; 'En büyük Yahudi nisanı Nazarbayev'e verildi. Dünya Yahudileri Konseyi, Kafkasya'nın enerji merkezlerinden Kazakistan'ın Devlet Başkanı Nursultan Nazarbavev'e, medeniyetlerarası diyaloga katkılarından dolayı, "Uluslararası Maimonides Nişanı-en büyük Yahudi nişanı" verdi. Avrasya Kuruluşları Bir likleri temsilcileri ve Nazarbayev ödül töreni nin ardından, Kazakistan-Astana' da yeni yapılan Orta Asya'nın en büyük sinagogu Rachel-Habad Lyubavivch'i törenle açtılar.
Bu en büyük Yahudi nişanının Nazarbayav'e verilmesinin diğer önemli sebebi ise; Fetullah Gülen'in okullarına yaptığı destek olduğu konuşulmaktadı r.

Fetullah Gülen'le MOON ve MASON İlişkileri:
Moon tarikatı ile Fetullah teşkilatı arasındaki örgütlenme modellerindeki siyonist ilişkileri yanında en önemli benzerlikse birinin Mesihliğe, diğerinin ise İslam temsilciliğine ve Mehdiliğe soyunmalarıdır.
Her ikisini de organize eden, Amerika'daki siyonist kuruluş; CSIS'tır.
CSIS 1962'de Georgetown Üniversitesi' nde kurulmuş. Amerikan devletine ve özellikle petrol ve silah şirketlerine hizmet veriyor. Dış ülke yöneticileriyle, bürokratlarıyla, Amerikan çıkarlarına dolaylı ya da dolaysız hizmet verecek akademisyenlerle bağlar kuran CSIS, bir devlet kurumuyken, yenidünya düzenine uyum sağlamak üzere şirkete dönüştürülüyor. CSIS, Ortadoğu petropolitik araştırmalarıyla da ünlüdür. Ortadoğu bölümünün içinde Türkiye'ye de ayrı bir bölüm açılmış, CSIS birimlerinin yönetimlerinde istihbarat örgütlerinde ve yabancı ülke lerdeki diplomatik misyonlarda dünya deneyimi kazanmış eski dev let memurları bulunuyor. Üçüncü ülke adamları da bu şeflere raporlar hazırlıyorlar.

CSIS yabancı devletlerin görevlilerini de gerektiğinde ABD'de konuk edip, ilgili konularda konferans vermelerini sağlar. Bunların arasında Türkiye başbakanları da bulunmaktadır. Hatta CSIS, Kafkasya petrol boru hatları ile ilgili toplantılarını Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığında gerçekleştirmiş tir. Sonraları Başba kanlık danışmanlığına getirilen, DSP milletvekili ve Ecevit'in ABD gezilerinde en büyük yardımcısı, 2002 yılında Kıbrıs'dan sorumlu Devlet Bakanı, Harvard mezunu Tayyibe Gülek komitenin sekreterliğine getirilmiştir. CİA'nın bile bir üst kurumu gibi çalışan CSIS Fetullah Gülen'inde en büyük destekçisidir.

Çok sayıda ülkenin yanı Sıra ABD'de de "lobby" oluşturmak gerekçesiyle okullar kurulması bir gazetede şu ilginç açıklamayla yer alı yordu:
"Gülen'in şimdiki planı, ABD'de Türklere de, Amerikalılara da eğitim verecek bir üniversite açmak. Virginia eyaletine bağlı kü çük bir yerleşim birimi olan Staunton'da, boşaltılmış bir hasta ne binasını devralan "Fethullahçı" grup, burada binden fazla öğrenci kapasiteli bir üniversitenin kurulması çalışmalarına başladı. Gülen Londra'da kolej açmış, matematik doktoru bir arkadaş larının" Staunton Belediyesi ile anlaşması halinde, üniversitenin dünyanın her yanından gelecek öğrencilere "evet" diyeceğini söylüyor.       

"Fethullah Gülen'in" adamları tüm dünyada, Tanzanya'dan Çin'e çoğunluğu eski Sovyetler Birliği Türki cumhuriyetlerinde yer alan 200'den fazla okul kurdular. Bu okullar İslam'dan çok Türk milliyetçiliğini esas alan bir felsefeyi yaymaktadır. "Balkanlar'dan Çin'e, Türkiye'yi model alan bu seçkinlerin oluşumunu görmek istiyor. (...) Bu kuruluşlar Müslüman olmayan öğrencileri kabul ediyorlar ve yüksek nitelikleri ve belki de İngilizceyi temel eğitim dili olarak kullanmaları nedeniyle, seçkinlerin ço cuklarını çekmektedir.
 Şimdi soralım İngilizce dilinde eğitim yapmayı esas alan bu kurumların "Türk milliyetçiliğini" nasıl esas aldığı ya da nasıl olup Tanzanya veya Çin yönetimleri seçkin aile çocuklarının "Türk Milliyetçiliğini esas alan" bir eğitimden geçirilmesine izin vermektedir.

"The man and his movement" (Bir Adam ve Hareketi)
26-27 Nişan 2001 tarihlerinde, Georgetown Üniversitesi' nde CMCU'nun son konferansının konusu "F. Gülen: The man and his movement (Bir adam ve onun hareketi) idi. Bu konferansta F. Gülen'in son elli yılda gelişen İslam'i hareketler içinde kurumlaşan tek hareket olduğuna dikkat çekildiğine ve eski CIA şefi Graham Fuller'in RAND şirketi adına Türkiye Nurculuğunu araştırmaya başlamış olduğuna dikkat edilirse ABD ile "entegrasyon" un liberal olarak tamamlanmak üzere olduğu söylenebilir.

CMCU konferansına katılanların kimlikleri ve deneyleri, Georgetovvn Devlet Üniversitesi' nin yanı sıra ABD yönetiminin ve Yahudi örgütleri ile Alman Stiftung'ları nın Türkiye'deki din ve ifade hürriyetine verdikleri değerin açık bir göstergesiydi (!): Toplantıya katılanların özellikleri işin ne denli ciddiye alındığını göstermekteydi:

Alan Makowsky: ABD Dışişleri istihbarat Bürosu eski şefi, Körfez savaşında ordu danışmanı, İsrail destekçisi WINEP (Washington Institute for Near East Policy) görevlisi. George Harris: ABD eski dışişleri görevlisi, eski Ankara B.elçisi, istihbarat uzmanı, Asya, Ortadoğu, Güneydoğu Asya uzmanı.

Roscoe Suddarth: Mali 1961, Lübnan 1963-65, Yemen 1967, Ürdün 1974-1990 istihbarat görevlisi, Middle East Institute başkanı.
Graham Edmund Fuller: Yemen, Cidde, Uzakdoğu CIA görev lisi, ABD Hava Kuvvetleri ne bağlı RAND şirketi yöneticisi. Şimdi lerde Türkiye'deki Nurcu hareketini ve "Irak, Bahreyn, Suudi Ara bistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri' ndeki çeşitli "Şii Müslü man Cemaatlerin gelecekteki politik rolleri'ni Rend Francke ile bir likte araştırıyor. Şii araştırması projesinin amacı, "Şiilerin özgürlü ğü, siyasete ve yönetime katılımlarının geliştirilmesinin yollarını bulmak" olarak belirtilmektedir.
....
Moon'un Mesihliğinin nedeni ise şöyle belirtilir. Moon'a göre Hz. İsa politik becerisi bulunmadığından, Hıristiyanlığı ve insanlığı kurtaramamıştır. Bu nedenle Moon kendini Mesih olarak ilan ediyor. Sorgusuz bağlanılacak her şeyh-dede-şef örgütünde olduğu gibi, eleman devşirilme işi, hem Moonculukta, hem Fetullaçılıkta beyin yıkama esasına dayanır.

İnsanlığı kurtaracak bir 'Mesih' olarak, ortaya çıkan Moon'a kimse sahte peygamber diyememektedir. Bu örgütle Fetullah Gülen'nin yapılanma modeli oldukça benzeşmektedir. Ancak Türkiye merkezli Moon kilisesi kadar büyük değildir.  Her ne kadar iki örgütün yükselmeye başlamaları Amerika'nın başlattığı, 1950'lerin komünizmle mücade le örgütlenmesine dayanıyorsa da, Moon Hazretleri, Amerika'ya uzaktan yaslanacağına, kendisini ABD'ye atmış ve kırk yıldan bu yana işin ana müteahhitliğine soyunmuş bulunuyor.

Fetullah Gülen ise: kırk yılın ardından farkına varmış ki; "Güç neredeyse orada olunmak" der gibi, o da Amerika'ya taşınmış. ABD federal devlet yönetimiyle içli dışlı olmayı başaran Moon, her geçen yılın ardından kutsallığının en üst noktasına ulaşmıştır. Her yıl 10-15 Şubat arasında "Gerçek Ana-Baba" nın doğum günleri büyük gösterilerle ve ayinlerle kutlanmaktadı r. Tıpkı peygamberlerin do ğum günlerinin kutlandığı gibi. Bu arada, onun otellerinde intihar ölümleri de sıklaşıyor. İki yıl önce kendi oğlu da aynı otelde intihar etmişti.
....


GÜLEN, RTE VE AVANESİ ADL HİZMETÇİSİ

Tarih: 27.03.2006 Saat: 21:10
Konu: Siyonizm

'İlginçtir, dinlerarası diyalog Amerika’nın en etkili Yahudi lobisi ADL’nin de temel misyonudur. Nitekim 10 Mart 1998 günkü Zaman gazetesinin bildirdiğine göre ADL, işte bu misyon çerçevesinde Fethullah Gülen’i İstanbul’da ziyaret ederek “diyalog ve hoşgörü kitabı” hazırlatmış, İngilizce olarak tüm dünyada dağıtılması için önayak olmuştur.'

* * *

Halepli Bahçe’de vahim bir temel

Artık, gün gibi ayan–beyan ortaya çıktı ki, dinlerarası diyalog, bir siyasi misyondur.

Dinlerarası diyalog siyasi bir misyon olmasa idi; Türkiye’ye Apo şamarı atan AİHM’nin bağlı bulundu ğu Avrupa Konseyi toplantısında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “dinlerarası diyalogun yaygınlaştırılması”ndan dem vurması, dam üstüne saksağan vur beline kazmayı diye algılanmaz mıydı?

Avrupa Konseyi, ruhaniler meclisi miydi, Avrupa Konseyi üyeleri papaz, haham, kardinal mıydı ki, Erdoğan onlara dinlerarası diyalogtan söz açtı. Demek ki bu diyalog işi, siyasi bir misyondur, siyasi bir argümandır.

En sıcak gelişme olan “Apo kararı”ndan bahis açması beklenilen Başbakan Erdoğan, söze dinlerarası diyalogla başlıyorsa, varın siz hesap edin bu diyalogun ne menem siyasi bir proje olduğunu…

“Güya dinler kisvesi” altındaki bu “siyasi misyon”un sac ayakları; ABD, AB, Vatikan ve İsrail’dir…

Dinlerarası diyalog, bir din devleti olan Vatikan’ın Papalık Konseyi misyonudur. Nitekim 9 Şubat 1998’te Papa II. Paul’u ziyaret eden Fetullah Gülen, sunduğu mektubunda “Pek muhterem Papa cenapları, Papa 6. Paul tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz…” demektedir (Bkz. Zaman Gazetesi, 10 Şubat 1998; Aksiyon dergisi, 14–20 Şubat 1998 sayısı).

İlginçtir, dinlerarası diyalog Amerika’nın en etkili Yahudi lobisi ADL’nin de temel misyonudur. Nitekim 10 Mart 1998 günkü Zaman gazetesinin bildirdiğine göre ADL, işte bu misyon çerçevesinde Fethullah Gülen’i İstanbul’da ziyaret ederek “diyalog ve hoşgörü kitabı” hazırlatmış, İngilizce olarak tüm dünyada dağıtılması için önayak olmuştur.

Bu ADL de neyin nesi, diye soranlar, yine Zaman’ın 20 Kasım 1992 günkü sayısına göz atabilirler. Bakınız, Zaman gazetesi ADL’yi nasıl anlatıyor: “ABD’de Yahudi mafyası: ADL… ADL, adeta Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir... Kurdukları ‘Denizaşırı Yatırımcılar Servisi’ adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir. İşgal altındaki Kud üs topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım–satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor… İsrail Devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail gizli servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar kurmuştur…”

10 Mart 1992 günkü Zaman’ın anlattığı bu ADL’nin en temel misyonu dinlerarası diyalogtur. Bu misyonun yüzde kaçı siyasi, yüzde kaçı dini olabilir ona da siz karar verin…

Bu misyon çerçevesinde Fetullah Gülen’e “diyalog ve hoşgörü kitabını yazma teklifi yapan, Gülen’in yazdığı bu kitabı tüm dünyaya dağıtmayı üslenen bu ADL’dir.

Dahası 1998’de Zaman’ın imtiyaz sahibi olan ve Fetullah Gülen’in Papa ziyaretine iştirak ederek Papa’nın ellerini öpen Alaattin Kaya, Aktüel dergisinin 1998 yılı 354. sayısında yayınlanan söyleşisinde “Gülen’in Papa’yı ziyaretinin gerçekleşmesinde dönemin ADL Başkanı Mr. Hugson’ın kilit rol oynadığı”na özellikle dikkat çekmişti.

Şimdi anlaşıldı mı dinlerarası diyalogun nasıl bir siyasi misyon olduğu, Amerika’dan İsrail’e, İsrail’den Vatikan’a uzanan nasıl bir siyasi proje olduğu… Anladınız mı?

İşte Haçlı’nın “güya dinler kisvesi altındaki bu siyasi misyon”unun Şanlıurfa’da tezgahlanması dır Halepli Bahçe temelinin atılması… Halilurrahman Cami’nin yanıbaşında temeli atılan kilise, havra, budist tapınağı gibi ayin merkezlerinin, Gülen’in Papa’ya sunduğu mektupta Urfa Harran’da açılmasını teklif ettiği Ruhban Okulu öğrencileri için “birer ayin tatbikat merkezi” olup olmayacağını zaman gösterecektir.

İşin asıl vahim tarafı, Zaman gazetesinin “İşgal altındaki Kudüs topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım–satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor…” diye anlattığı ADL’nin de misyonu olan dinlerarası diyalogun önemli bir projesinin, Halepli Bahçe adı altında Şanlıurfa’mızın kalbine saplanmasıdır.

Zira Şanlıurfa’mızı da içine alan bu havzanın, İsrail için ve ADL için en az Filistin toprakları kadar “arz–ı mev’ud” kıymeti taşıdığı göz önüne alınırsa, Erdoğan’ın temelini attığı Halepli Bahçe projesinin ne vahim bir siyasi adım olduğunu kestirmek zor değildir.

Erdoğan, yıllardan beri kan, barut ve gözyaşı ile yoğrulan Filistin’in ahvalinden hiç de ders almamış olacak ki, Avrupa Konseyi’nde dinlerarası diyalogtan dem vuruyor, Şanlıurfa’nın kalbine dinlerarası diyalog projesini saplıyor.

Önceki dönemin Saadet Partili Başkanı Ahmet Bahçıvan milletimizin yoğun tepkisi karşısında bu projeden vazgeçtiği gibi, Erdoğan da bu vahim adımdan vazgeçmeli. Bizden dost tavsiyesi…

M. Emin Koç - 10 MAYIS 2005 - Yenimesaj

"ZAMAN"CILAR EHLİ KİTAP MI DIR?
İsmet SEZGİN   
...
Şunu artık kesinlikle ve net olarak saptamalıyız:
Fetullah Gülen, baştan sona bir Amerikan Planının Parçasıdır. Yeni Dünya Düzeni'nin Türkiye'ye dayattığı mafya-Gladyo- tarikat sisteminin bir ayağıdır. Gülen'in önemi, ABD'nin Yeşil Kuşak projesinde üstlendiği rolden kaynaklanmaktadı r. Saidi Nursi çizgisinde Erzurum'dan yola çıkan Gezici Vaiz Fetullah Gülen'i, New York-Vatikan- Kudüs hattına taşıyan sihirli güç, "büyük müttefikimiz" Amerika'dır. Fetullah Gülen'i Ahlat'tan şimdi bulunduğu Pennsylvania' ya uçuran süreç ve araçlar, CIA tarafından ayarlanmıştır.
Amerika'yı Karşıya Almadan Fetullah Sorunu Çözülemez!
Dün hükümet koltuğunda oturan Ecevit'in, Mesut Yılmaz'ın ve Devlet Bahçeli'nin, bu gün ise AKP'nin, Gülen olayına yaklaşımlarını açıklayan gerçek burada gizlidir. Bunların Fetullah Gülen'le ilişkileri, aslında Amerika'yla ilişkidir. Bunu bilerek hareket etmektedirler. İlkokulu dışarıdan bitirmiş, Risale-i Nur'u istismar etmiş, vaaz verirken ağlayıp, bayılmakla şöhret edilmiş ve Amerika'nın oyuncağı, ılımlı İslam'ın sahte mehdisi haline getirilmiş, bu gezici vaizin el üstünde tutulmasının sebebi, Siyonist ABD'dir. Fetullah olayını çözmek isteyenler, Amerika'yı karşılarına almak cesaretini göstermelidir.
Değirmenin Suyu Washington'dan:
Fetullah Gülen'in bugün hükmettiği güç, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1998 başında hazırlanan bir raporda şöyle sıralanmaktadı r: "Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayınlanan 14 dergi, 15 ülkede yayınlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan 2 radyo ve uluslar arası yayın yapan Samanyolu televizyonu; Yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kurulusu" bulunmaktadır.
Gülen'in avanesinin sahip olduğu 300'e yakın şirketle, 600 trilyon liraya hükmettiği saptanmıştır. Yurtdışındaki okullarının yıllık gideri ise, Fetullahçılar tarafından 1,5 milyar dolar olduğu açıklanmıştır. 1986 yılında, Özal tarafından gıyabi tutululuktan kurtarılan Gülen'in 12 yılda bu kadar büyük bir güce ulaşmasının izahı da uluslar arası bağlantısıdır. Daha doğrusu bu güç, zannedildiği gibi Müslümanların değil, aslında Siyonist masonlarındır.
Amerika'yla Entegrasyona Katiyen Karşı Değil
Fetullah Gülen, ne zaman başı sıkışmışsa ABD'ye kaçmıştır. 28 Şubat'ta da ABD'ye hicret yapmıştır!... Ankara DGM Başsavcılığı'nın hakkında soruşturma başlatacağını öğrenince de hastalık bahanesiyle Amerika'ya sığınmıştır... Şimdi hakkında kırmızı bülten çıkarılmıştır.
Esasen Gülen, ABD'yle ilişkilerini gizlemeye gerek görmüyor. Aksine bu ilişkiyi güçlülüğünün bir kanıtı olarak kullanıyor. Kendi tarikatına ait Zaman gazetesinin 4 Eylül 1997 tarihli sayısında Batı ile ilişkiler hakkında şu değerlendirmeleri yapıyor:
"Bu manada inanmış bir insanın Batı karşısında, Batı'yla entegrasyon karşısında, Amerika'yla entegrasyon karşısında olması katiyen düşünülemez."
Moon Tarikatı Ve Fetullah Gülen
Dinlerarası Diyalog, Fetullah Gülen'in CIA ile ilişkilerini sürdürmede kullandığı kılıf gibidir. Ama bu örtüyü bile kendisi icat etmiş değildir.1950' lerden itibaren dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatorluğunu sürdürmek için, her kıtasal din içinde kendisine bağlı bir tarikat örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi de aynı: Dinlerarası diyalog. CIA denetiminde yürütülen bu faaliyetin ilk başarılı örneği Moon tarikatıdır. 1951'de Kore'yi işgal eden ABD, Güney Kore'yi sömürgeleştirirken, sömürgeleştirmenin aracı olarak bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. CIA'nin misyonerleri, bu tarikatı kullanarak Güney Kore nüfusunun yüzde 40'ini, Budistlikten vazgeçirip Hıristiyan yaptılar. Moon, işte bu tarikatın adıdır. Resmi adıyla söylersek; Birleştirme Kilisesi.
CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Lig'ini örgütledi. Türkiye'de Komünizmle Mücadele Dernekleri, Dünya Anti Komünist Lig'inin uzantıları olarak kuruldu.
"İsrail İle İlişkinin Avantajları:
Moon tarikatının, Latin Amerika'daki askeri diktatörlüklerle, İsrail üzerinden kurduğu uyuşturucu ve terör bağı dikkat çekicidir. Bir başka dikkat çekici nokta Fetullah Gülen'in İsrail ile yakın ilişkisidir. Körfez Savaşı'nda, Irak yönetiminin İsrail'e attığı Scud füzesi üzerine İstanbul'da verdiği vaaz ve döktüğü gözyaşları ve ettiği bedduaların kaseti, hala pek çoklarının elindedir.
İsrail ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahiptir. Graham Fuller'in İslamcı hareketi konu alan Kuşatılanlar kitabında, İslamcı hareketlerin Batı ile entegrasyon için yapması gerekenlerin, en başta İsrail ile iyi ilişkiler geliştirmesi istenmektedir.
Gülen'in İslamcı kitleleri kendisinden soğutma tehlikesine karşın, Kudüs Baş hahamı ile kurduğu yakın ilişki ve Fetullahçıların İşadamları derneği olan İSHAD'in İsrail'le bağları iste bu politikanın bir gereğidir.
Abdullah Çatlı İle Birlikte!
"Moon tarikatı ile Fetullah Örgütü arasındaki bağ, hedef benzerliğinden ibaret değildir. Aralarında organik ilişkiler ağı geliştirilmiştir. Moon tarikatının Türkiye halifesi eski CHP Genel Sekreterlerinden Kasım Gülek ile Fetullah Gülen'in dostluğu artık sır değildir.
Gülen, 1992 yılında ABD'ye gittiğinde, Kasım Gülek'in Amerikan Ordusu'nda albay olarak görev yapan, daha sonra şüpheli bir şekilde ölen baldızı Aylin Rodomisli (Adı Aylin romanında anlatılan kişi) aracılığıyla Pentagon ve CIA ile ilişkiye geçtiğini de bizzat kendisi söylemiştir. Kasım Gülek'in kızı Tayyibe Gülek, daha sonra DSP'den Adana milletvekili seçilmiştir. Tayyibe Hanımı Fetullah Gülen'in Pentagon'la ilişkisini kuran teyzesi yetiştirmiştir.
Moon tarikatı ile Fetullah Gülen'i birleştiren bir diğer isim; Abdullah Çatlıdır. Çatlı, 1981 yılında Dünya Anti Komünist Ligi'nin toplantısına katılmıştır. 1992'de Gülen'i ABD'de havaalanında karşılayan da, Abdullah Çatlıdır.
Uluslararası Okullar Nasıl Kuruldu?
Diğer cemaatler Kur'an kursu ve İmam Hatip Liseleri gibi doğrudan devlet kontrolündeki dini eğitim kurumlarına önem verirken, Fetullah Gülen cemaati, Turgut Özal döneminde, yurt içinde Anadolu liseleri ve kolejler açmaya yöneldi. Sovyetler Birliği'nin çözülmesi üzerine Gülen örgütü uluslararası okullar atağına geçti. Gülen'in öncelik verdiği ülkeler son derece dikkat çekici: Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar. Yani Amerika'nın ilgi alanındaki bölge ve ülkeler. Nitekim 1992'den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmak üzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, "Fetullahçı" diye bilinen vakıf ve şirketler, art arda kolejler açtılar. Ardından Asya ve Afrika ülkeleri geldi.
ABD'nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği'ni çökertmek için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü "CIA muhalefeti"nin, Gülen Örgütü'nün önünü açtığı net olarak saptanabiliyor. Sovyet bloğuna karşı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Hür Avrupa Radyosu, Fetullah Gülen'i bültenlerinin baş konusu yapıyor. Amerika'nın Sesi radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu döne döne övülüyor.
CIA'nin İlgi Alanlarında
Fetullah okullarının ülkelere dağılımı şöyle: Kazakistan (28), Rusya Federasyonu' na ait çeşitli bölgeler (24), Özbekistan (18), Türkmenistan (15), Azerbaycan (14), Kırgızistan (11). Bunları Arnavutluk ve Moğolistan (4'er); Afganistan, Irak, Gürcistan, Ukrayna ve Romanya (5'er); Moldova (2); Pakistan, Bangladeş, Makedonya, Macaristan, Fas, Güney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland, Çin ve Tayvan 1'er okul.
Dünyadaki uyuşturucu merkezlerinden Tayland'ın Çin sınırındaki Çenday kentine okul ve yurt açmanın Türkiye açısından bir anlamı bulunmuyor. Fetullah Gülen'in bırakalım Çenday'ı, Tayland diye bir ülkenin varlığından haberdar olması bile mümkün değil. Ama CIA tarafından Fetullah Gülen örgütlenmesine dâhil ediliyor... Ve Kırgızistan'da ABD'ye karşı tavır alan ve Rusya'ya yanaşan Askar Akayev'i deviren Soros Vakıflarıyla Fetullah Gülen okulları işbirliği yapıyor!...
"Arkamda Amerika var" mesajı veriliyor!
Fetullah Gülen, Susurluk olayı üzerine ve 28 Şubat sürecinde önce telaşa kapıldı. Uzun süre ABD'de kaldı. Hükümet ve CIA yetkilileriyle görüşmeler yaptı. Milli Güçleri: "Arkamda Amerika var" mesajı vererek tehdit etmeye çalıştı. İkinci Cumhuriyetçi köşe yazarlarını seferber ederek kendini Amerika'nın adamı olarak tanıttı.
Nevval Sevindi'nin Sabah Kitaplarından çıkan, "Fetullah Gülen İle New York Sohbeti"nde ABD emperyalizmiyle Fetullahçıların bağı, açıkça dile getiriliyor. İşte kitaptan bazı seçmeler:
"Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hala bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır." (s.6)
"Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkışmamalıdır. " (s.7)
"Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinden hiçbir is yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz." (s.8)
"Amerika ile iyi geçinmezseniz işinizi bozarlar. Amerika'nın bize yarım arpa kadar bile, sadece bizim menfaatimize olacak bir desteği yoktur. Buna rağmen şurada bulunmamıza izin veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı sağlıyor demektir." (s.9) Şimdi söyleyin, Fetullah Gülen, yegane kuvvet ve kudret sahibi olarak, Allah'a mı inanıyor yoksa Amerika'ya mı?
Graham Fuller Aracılığıyla CIA İle Görüşmeler yapılıyor!...
Gülen, 1997'de, ABD'de kaldığı süre içinde, Amerikan Merkezi İstihbarat Örgütü'nün (CIA) Ortadoğu Masası şefi ile gizlice görüştüğü, Aydınlık dergisinde yayımlandı ve şimdiye dek yalanlanmadı. Bu görüşme için, CIA Başkanı'na bağlı dört önemli birimden biri olan Ulusal İstihbarat Konseyi'nin eski Başkan Yardımcısı ve RAND Corporation analisti Graham Fuller'in, Gülen'e aracılık ettiği biliniyor. Söz konusu görüşme, Türkiye'nin Washington Askeri Ataşesi tarafından sağlanıyor. Gülen'in CIA yetkilileriyle gizlice görüştüğü bilgisi, Askeri Ataşe tarafından Türkiye'ye iletiliyor.
Mark Parris'in Rolü
Gülen, Türkiye Cumhurbaşkanı' nın himayesini de ABD ile bağı sayesinde elde etti. Sayın Süleyman Demirel'i Fetullah'ın elinden ödül almaya ABD Ankara Büyükelçisi Mark Parris'in ikna etti...
Mark Parris'in Fetullah Gülen'e ilgisi, Ankara'ya geldikten sonra başlamıyor. Gülen'in, ABD'de devlet ricali tarafından kabul görmesini sağlayan da, Mark Parris'in başında olduğu, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Yakın Doğu ve Güney Asya Bölümü. Fetullah Gülen'in, Beyaz Saray'ın yol vermesiyle, ABD'de 14 önemli temasta bulunduğu biliniyor.
Demirel ile Fetullah arasındaki ikinci köprü, yine bir Amerikan yetkilisiydi: ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz. Abramowitz, Fetullah Hoca'yla görüşmesinin yararlı geçtiğini açıklamıştı.
ABD'nin önde gelen think-tank kuruluşu Carnegie Vakfı'nın eski Başkanı Abramowitz'in, Ilımlı İslam'ın destekçilerinden olduğu biliniyor. Abramowitz, ABD'nin en faal gruplarından Yahudi Lobisi'nin de önde gelen isimlerinden. Özal'la mutfak arkadaşlığıyla ünlenen Abramowitz, Washington'a döndükten sonra da elini Türkiye'den hiç çekmedi. Sık sık ülkemize gelen Abramowitz, Türkiye'den gidenlerin de uğramayı ihmal etmediği isimlerden.
Fetullah'ın Okullarında CIA Ajanı Öğretmenler atanıyor!
Fethullah'ın okullarının propagandası, "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk dünyasının hizmetinde" sözleriyle yapılıyor. Oysa bu okullar, Türkiye Cumhuriyeti' nin ve İslamiyetin değil, ABD'nin hizmetindedir.
Fethullah Gülen cemaati tarafından yurt dışında, özellikle de Türk Cumhuriyetlerinde açılan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları, "İngilizce öğretmeni" diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye'de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fetullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edilmiştir. Toplantıda, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam ve MİT temsilcisi de bulunduğu halde, olay karşısında sessiz kalındı. Durum, devletin resmi olarak yayımladığı kitapla da belgelenmiştir.
İşte Çarpıcı Açıklama geliyor!...
Tarih, 3 Mart 1997. Yer, Ankara'daki Başkent Öğretmenevi. Önemli bir toplantı yapılmaktadır. Ev sahibi, Milli Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğü. Konu, yurt dışında açılan Türk okullarının sorunları. Toplantıya, başta Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam olmak üzere Bakanlığın bütün üst düzey bürokratları katılıyor. Dahası; Başbakanlıktan, MİT'ten, Dışişleri Bakanlığı'ndan temsilciler de katılımcılar arasında. Ve elbet, yurt dışında okul açmış vakıf ve özel şirket yetkilileri de hazır.
Sıra, Özbekistan'daki 18 okulun sahibi gözüken Silm A.Ş.'nin yetkilisi Mehmet Mesut Ata'ya gelir. Bu okullar da, "Fetullahçılara ait" diye bilinmektedir. Ata, birçok talebini dile getirir. Sözlerini Amerika'nın Özbekistan'daki bir uygulamasını örnekleyerek bağlar. MEB'in yayımladığı "Yurt Dışında Açılan Özel Öğretim Kurumları Temsilcileri- İkinci Toplantısı" adlı kitabın 63-64.sayfaları ndan okuyalım:
"Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı altında getirdikleri 70 öğretmene diplomatik statü kazandırmışlardı r. Biz de, eğer devletimiz, büyükelçiliğimiz, bu konuda diplomatik statü konusunda bize yardımcı olursa Türk öğretmenlerinin, Türk eğitim elemanlarının itibarlarının biraz daha artacağını zannediyoruz. "
Özbekistan'da diplomatik pasaportla bulunan ABD'li "öğretmen"lerin çoğu, Fetullah Gülen cemaatinin okullarında çalışmaktadır. İngilizce dil "öğretmeni" olarak gözükmekte ama misyonerlik yapmaktadır.
Hemen Her Okulda Mutlaka İngiliz ve ABD'li Bulunuyor!
Kırgızistan'da da 50-60 kadar Amerikalı "öğretmen" var. Bunlar da diplomatik pasaportlu. Ve Kırgızistan'da "Fetullahçı" diye bilinen okullarda "öğretmenlik" yapıyorlar.
Fetullah Gülen'in okulları, Adriyatik'ten sadece Çin'e kadar değil, Vietnam'a, Endonezya'ya kadar uzanmaktadır ve eğitim dili olarak da Türkçeyi değil, İngilizce' yi kullanmaktadı r. Özellikle hazırlık sınıflarında haftalık ortalama 24 saati bulan İngilizce derslerine, çoğu okulda ABD'li ve İngiliz "öğretmenler" giriyor.
CIA Fetullah'ın Öğretmenlerine Resmi Pasaport Veriyor!
Olayın ABD cephesini ise, 1 Mart 1998'de açıklamıştık; Fetullah Gülen'in yurtdışındaki okullarında çalışan bine yakın ABD'li öğretmende, yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri' nde faaliyet yürüten okullardaki ABD'li öğretmenler, İngilizce adıyla "official passeport"a sahipler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD'li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gülen'in okullarında çalışanları resmi görevli sayıyor. Türkiye'deki karşılığı "yeşil pasaport" olan resmi görevli pasaportu, ABD'li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.
Amerikalı kaynaklar, bu pasaportların CIA'nin talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar.
Emperyalizmin İstediği "Ilımlı İslam", Müslümanlığı Yozlaştırmayı Amaçlıyor!
Gülen'in Türk Dünyası'na yaklaşımı, Amerika'nın Orta Asya'ya olan yaklaşımı ile tam bir uygunluk göstermektedir. Türkiye'nin, diğer Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerini geliştirmesi, son derece önemlidir. Bu ilişkilerin, koşulların elverdiği ölçüde sıkı olması, Elbette Türkiye'nin çıkarınadır. Ancak Amerika'nın güdümünde kurulacak ilişkiler, Türkiye'nin komşularıyla olan ilişkilerinin bozulmasına, bölgesel karışıklıklara ve savaşlara yol açmaktadır. Amerika'nın istediği de budur, yani Türkiye'nin Siyonist sömürüye taşeronluk yapmasıdır. Fetullah Gülen, ABD'nin bu planlarında rol almaktadır.
Kırgızistan ve Özbekistan darbeleri, Fetullah Gülen'in, yani ABD'nin güdümündeki Nurculuğun, Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleri' yle ilişkisinde oynadığı rolün son kanıtıdır.
 Halbuki Fetullahçıların ve Zaman'cıların bu Amerikan âşıklığı ve İsrail uşaklığı: ne İslam'ın ruhuna ve ne de Bediüzzaman'ın yoluna asla uymamaktadır.
Rejisör, Siyonist mihraklardır. Fetullahçılar sadece figürandır.


ADL, İslam’a ve Türklüğe hizmet ediyormuş da haberimiz yokmuş...

Diyalogcu nurcuların, “Ehl–i kitapla amentüde ittifakımız var” (Bkz. Zaman, A. Şahin, 17 Nisan 2000) diye “yeni bir itikat” ilan etmeleri kadar, Papalık ve ADL ile olan ilişkilerinin de endişe verici olduğunu kendi belgeleriyle anlattığımızda; kimilerinin “Şu kadar okulda İstiklal Marşı okutuluyor, Türkçe öğretiliyor” türünden “hizmet propagandası”na sığındıklarını gördük. Kendi dökümanlarına ve belgelerine başvurduk. Bakınız karşımıza neler ve hangi tür hizmetler çıktı?
Diyalogcu nurcuların okullarına takılan öğrencilerin, “papazlara ve kiliselere doğru” nasıl sürüklendiklerini, Viyana’daki ağabeylerinden Tercan Ali Baştürk, “Tabuları Yıkan Seyahat” başlıklı hatıratında şöyle anlatıyor; kelimesine dokunmadan aktaralım:

“2000 yılının Nisan ayında Avusturya’dan bir grup genç, ‘dinlerarası diyalog perspektifli bir gezi’ ile Türkiye’ye gidiyoruz. 21 Nisan Cuma sabahı İstanbul’da bir otelde misafir ediliyoruz.. . Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’na kahvaltı yapmaya gidiyoruz. Başkan Harun Tokak ve yardımcısı Cemal Uşşak bizi ağırlıyor. Diyalogun ilk nişanesi olarak üç ilahi dinin usulü ile yemek duası yapılıyor...
13:30’da vakıf yetkilisi, Cemal beyle Vatikan İstanbul temsilcisi papaz Marotvich’e götürüyor. Kapıda karşılıyorlar. Marotvich, kendinden önceki papaz Papa Ron Calli’yi anlatıyor. Marotvich’in anlattıkları, bizde o ‘salih insan’a karşı sevgi hisleri oluşturuyor. Ardından Marotvich’in önderliğinde beraberce Cevşen’den bölümler okuduk ve Hıristiyan usulü dualar ettik. (Bir not... Marotvich de nurcu papaz ya; bu sebeple Cevşen’i balıkçının olta yemi gibi yanından eksik etmiyor–M. Emin)... Tabular sarsılıyor, önyargılar kırılıyor, sabit fikirler dağılıyor... Hediyeleşmek faslından sonra “cennette buluşmak üzere” diye ayrıldık...
Sonra Zaman gazetesinden Abdullah Aymaz’la görüştük. İlahi dinlerin salikleri olarak bu ka dar birlerin arasında niçin ayrı duralım, tavsiyesini içeren sohbet dinledik...
22 Nisan Cumartesi günü ise Ortodoks patriği 2. Bartholomeos’ a gittik. Saat 13:00’tü. Genç papaz Stefanos bizleri kapıda karşıladı. Bartholomeos, nasihatlerde bulundu...
Neticede şu ortak kararları aldık: Belli zamanlarda ortak mekanlarda ortak ibadet için buluşacağız. Orada beraber bir hafta Allah’a ibadet edeceğiz...”
 (Bkz, Avusturya–Çağlayan dergisi, Nisan 2000 sayısı).Nurcu bir ağabeyin bu hatıratını tekrar okuyun; diyalogcu nurcu okullarının İslam’a hizmetini, Türklüğe hizmetine ve Hz. Muhammed’in yoluna hizmetini varın siz hesap edin...


Yeni bir “hizmet örneği” haberi de Amerika’dan geldi.
Kısaltarak ama aynen aktarıyorum: “Üç inanç, tek ders... New York’un tek Türk okulu  Brooklyn Amity School tarafından yapılan ‘Kudüs’te Gökyüzü: Yıldızlar, Haçlar ve Hilaller’ konulu illüstrasyonlar, New York Times’da haber oldu. Gazete nin sanat eki, etkinliği “Üç İnanç, Tek Ders” başlıklı haberiyle duyurdu. Etkinlik, Yahudi okulu Hannah Senesh Community Day, Hırsitiyan mektebi Holy Name of Jesus ve Türk okulu Brooklyn Amity School tarafından ortaklaşa yapıldı... Yazar Mark Podwall’ın ‘Kudüs’te Gökyüzü: Yıldızlar, Haçlar ve Hilaller’ adlı kitabından esinlenildi. Etkinlik projesi, Yahudi hakları koruyucusu Anti–Defamation League (ADL) tarafından desteklendi. Eserler büyük beğeni kazandı” (Bkz. AA, 20.12.2005; http:// 
www.samanyoluhaber. com/ index.php?khide =1&ghide=1&hid= 19941&sec=19).Burada can alıcı nokta, projenin, Anti–Defamation League (ADL) tarafından desteklenmiş olmasıdır.

Diyalogcu nurcuların okulu Brooklyn Amity School, 11 Eylül terör mağdurlarına ulaştırılmak üzere Kızıl Haç’a bağışta bulundu  (Zaman, 31.10.2001).
Öğretmen ve öğrencilerin çoğunun Türk olduğu okulda Türkçe konuşulmadığına dikkat çeken New York Times, öğrencilere altıncı sınıftan başlayarak haftada birkaç saat Türkçe dersleri verildiğini de yazdı (Bkz, New York Times, Üç inanç tek ders; http://www.usalstra teji. com/index. php? detay=1&sec= 11&hid=143).ADL’nin desteğinde İslam’a, Türklüğe ve Hz. Muhammed’din yoluna hizmet etmek herkese nasip olmaz elbette...

Hangi ADL, bu ADL ne? İşte onu da noktasına–virgü lüne dokunmadan Zaman’dan öğrenelim: “ABD’de Yahudi mafyası: ADL... İngiliz Farmasonluğu’nun Yahudi kolu olan B’nai Brith’in etkisi altındaki ADL (Anti–Defamation League) 1913 yılında kurulmuştur.. . ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir... Kurdukları “Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir. .. İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım–satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor... ADL, Amerika içinde FBI kanallı muhtelif operasyonlarla ilişkisini sürdürdü. FBI ise kongre tarafından suçlandığı zaman suçu daima ADL’nin üzerine attı... ADL, tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kı smını Amerikan Hükümeti Adalet Bakanlığı’na bağlı Özel soruşturmalar Ofisi’nde (OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Tel Aviv’de çalıştırmaktadır. .. İsrail Devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail Gizli Servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar kurmuştur... ADL–Sharon grubu ihtilaflı bölgelerde satın aldıkları evlerde militan Yahudiler’i yetiştirdiler. ..” (Zaman, Yunus Altınöz, 20 Kasım 1992, s. 2)Yine Zaman’dan bir bilgi notu daha: “3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü... Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan ADL’nin (Anti–Defamation League) teklifiyle hazırladığı “hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap” da gündeme geldi. Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak...” (Zaman, Selçuk Gültaşlı, Diyalog çabaları devam ediyor, 10 Mart 1998).Zaman ekibi, ilginçtir, bu haberin son kısmını internetteki arşivlerinden çıkartmak durumunda kaldılar.

İşte bu ADL’nin desteği ve katkılarıyla İslam’a, Türklüğe ve Hz. Muhammed’in yoluna hizmet ediliyor... Öyle mi? Yani ADL, İslam’a ve Türklüğe hizmet ediyor; öyle mi? Bir de bu “büyük hizmet”e hased edenler varmış.
Ne derler, sen gel de onu benim külahıma anlat!


28 Şubat’a “yorumsuz” bir yorum
AÇIK İSTİHBARAT
M.Emin Koç


Diyalogcu nurcular ve kimi aydın müsveddesi “alt kimlik”li demokratlarımı z, güya 28 Şubat üstüne kalem oynatıyorlar. Kendi mevkutelerinde çıkan bilgileri hatırlatarak, bir de bu pencereden baksınlar bakalım, kimler çıkacak karşılarına... 28 Şubat’ın en önemli isimlerinden biri Org. Çevik Bir’di hatırlarsanız. “Bir eksen” etrafında dönen 28 Şubat aynasına, bakınız kimlerin “yorumsuz gölge”si düşmüş.

“Emekli Orgeneral Çevik Bir’e, merkezi Washington’da bulunan Musevi Ulusal Güvenlik Enstitüsü (JİNSA) adlı kuruluş tarafından ‘uluslararası liderlik’ ödülü verildi. Emekli Orgeneral Bir’e bu ödül, Türk–Amerikan ve Türk–israil ilişkilerine yaptığı katkıdan dolayı verildi.
Aynı törende, Amerikan Temsilciler Meclisi üyeleri Curt Weldon ve Ike Skelton’a da JİNSA’nin üstün hizmet ödülleri verildi.” (Hürriyet, Çevik Bir’e ‘Uluslararası Liderlik’ Ödülü, 26 Ekim 1999)

“R. T. Erdoğan 16 Temmuz 2000 tarihinde, ABD’ye gitti. Amerikan Jewish Commite’nin davetlisi olarak orada bulunuyordu. Ayrıca burada JINSA (Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) yetkilileriyle de görüşmeler yaptı. Bu gezide kendisine KİPTAŞ eski Genel Müdürü Erdoğan Bayraktar ve Münci İnci de yer alıyordu.” (Nasuhi Güngör–Yenişafak eski Ankara Temsilcisi, Yenilikçi Hareket, 92)“Başbakan Tayyip Erdoğan ABD gezisinde çeşitli Musevi kuruluşlarıyla ilgilendi, bazılarının dâvetine katıldı, birinden ödül aldı. Tayyip Erdoğan’a ‘cesaret ödülü’ veren kuruluşun adı ‘American Jewish Congress’ (AJC)... World Jewish Congress, Theodore Herzl tarafından 19. yüz yıl sonunda kurulmuştu ve birkaç yıl önce 100. yıldönümü kutlandı. Dünya Musevilerini bir ‘ulusal yurda’ kavuşturma amaçlı kurulmuş ve İsrail ile amacını gerçekleştirmiş örgütün bir türevi Amerika’daki. ..
Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle lâyık görülmüş; bunlar arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan. Listede İsrail’in önemli bütün başbakanları yer alıyor, Golda Meir bile... Türkiye, Başbakan’ına böyle bir ödülün verilmesi bayağı anlamlı. Ödülün verildiği mekân da öyle: HSBC bankasının New York merkezi... İstanbul’daki terörist saldırılara hedef olanlardan Musevilerin ABD’deki temsilcisi olan örgüt ödül veriyor, diğer hedef HSBC ise ödül törenine salonunu tahsis ediyor...” (Yeni Şafak, Taha Kıvanç kod adlı F. Koru, 5 Şubat 2004).

3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü... Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan ADL’nin (Anti–Defamation League) teklifiyle hazırladığı “hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap” da gündeme geldi.

Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak...” (Zaman, Selçuk Gültaşlı, Diyalog çabaları devam ediyor, 10 Mart 1998).
Musevî cemaati lideri ve JİNSA’nın gözdelerinde Bensiyon Pinto, Zaman’daki röportajında Gülen ve Erdoğan’a övgüler yağdırıyor:

“Yıllardan beri cemaatimize mensup din adamları ve dinler arasındaki diyaloğa önem veren cemaat mensuplarımız, muhtelif faaliyet, toplantı ve TV programlarında karşılaştıkları, diyaloğa girdikleri özellikle Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı üyeleri tarafından davet edildi.

Cemaat yönetimimiz bu taleplere karşılık verdi ve sayın Fethullah Gülen ile de ilk temaslar bu şekilde sağlandı. Dinlerarası diyaloğun gelişmesinde önemli rol oynayan Sayın Fethullah Gülen ile yapılan bazı temaslar sonrasında cemaat yetkililerimiz ile birçok din adamımız iftar yemeklerine ve muhtelif toplantılara davet edildi. Bu görüşmeler farklı dinden olan kişilerin birbirlerini daha yakından tanımalarını sağladı, daha önce ulaşılması zor ayrı çevrelerin fertlerinin diyalog kurabilmelerini temin etti...

Sayın Tayyip Erdoğan, Jewish lobiye partisinin programını anlatmıştır. Onlar da onu dinlemiştir. İslam’ın dünyada çok mühim bir rol oynadığına inanıyorum. Buna bütün dünya inanıyor. Eğer bu misyonu Sayın Tayyip Erdoğan yükleniyorsa ve bunu yapacaksa böyle söylemleri hakikaten dünyanın desteklemesinde fayda var. Ama bu sözlerim, cemaatim o görüşü destekliyor diye anlaşılması n.” (Zaman, Nuriye Akman, 16–17 Şubat 2002)“Washington–Ankara arası trafik çok yoğun. Bayramın ilk günü E.General Çevik Bir burada idi, İsrail devletinin desteğindeki Musevi Güvenlik Enstitüsü JINSA’da basına kapalı konuşma yaptı (!) Ardından da basına açık Washington’un önemli think–tank’ı CSIS’te konuştu, özetle ‘’Amerika ile artık komşu olacağımızı’’ söyledi...
Derken, çarşamba günü Dışişleri Bakanımız Yaşar Yakış ile Ekonomi Bakanımız Ali Babacan son pazarlıklar için Washington’a geldiler.” (Akşam, Güler Kömürcü, Bizi zehirleyecekler, 14 Şubat 2003).

“Bakın şimdi ne oluyor? Ali Babacan, İsrail’e Çevik Bir ile beraber gidiyor. Abdullah Gül, ABD’ye gittiğinde vaktinin önemli bir kısmını başta JİNSA olmak üzere 28 Şubat destekçileri ile geçiriyor. Kabinenin bir çok bakanı Çevik Bir ile irtibat halinde; Çevik Bir konuşmalarında bu irtibatı saklamıyor.

Ve, AK Parti ile 28 Şubat’ın yakınlaşmasını taçlandıracak son hadise: Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Başbakanı olarak önümüzdeki günlerde ABD ziyaretinde JİNSA’dan ödül alacak. Hatırlarsanız JİNSA Çevik Bir’e ödül verirken ortaya, Çevik Bir’in Cumhurbaşkanlığı fikrini de ortaya atmıştı. Kim bilir hangi sebepten verileceğini bilmediğimiz bu ödül töreninde JİNSA’cılar Recep Tayyip Erdoğan’ın müstakbel cumhurbaşkanlığını da desteklediklerini açıklarlar...” (Emin Şirin– 28 Şubat bitti mi başlıyor mu, HaberX, 24 Ocak 2004).


FETULLAH GÜLEN İHBARCI MI, İSTİHBARATÇI MI?

Kan Seylaplarını önlemek için:
Fetullah Gülen, üst seviyede görev yapmış bir insanın: "Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasa iyi olur" dediğini kaydetti. Devletin ülkeyi kargaşaya sürükleyebilecek hadiseler karşısında, kendi hassasiyetini göstermesi gerektiğini belirten Gülen, "istihbarat, emniyet teşkilatı, JİTEM iyi çalışırsa, bence bu kana susamış vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden Türkiye'yi kan gölüne çevirmeleri önlenebilir. Harici güçlerin emellerine hizmet eden bir kısım Cemiyet-ı sırrıye'nin (gizli cemiyet ve cephelerin) çok iyi takibe alınması gerekir" diye konuşmuş...

Şimdi Soralım:
1- Türkiye'de çok üst seviyede görevlerde bulunmuş, anlaşılan MİT ve JİTEM'le içli dışlı olmuş bir adam, niye ülkemizle ilgili endişelerini Fetullah Gülen'e aktarıyor? Fetullah Gülen, siyaset adamı değil, yetkili bir bürokrat değil, gazeteci değil, üstelik Türkiye'de değil...

2- Fetullah Gülen "MİT, emniyet, JİTEM" gibi geçmişte ve günümüzde, CIA ve MOSSAD gibi Siyonist teşkilatlarla ilişkisi ve işbirliği zaten bilinen ve pek çok ihtilal ve iç savaş senaryolarında maalesef gayrı milli bir tavır sergileyen kurumları kendilerinden saydığına ve göreve çağırdığına göre...
   Ve yine gizli ve kirli mason locaları ve misyonerlik ocakları zaten kardeş kuruluşları ve diyalog dostları olduğuna göre; acaba Fetullah Gülen'in "çok tehlikeli ve etkili" dediği bu "gizli oluşumlar hangileridir?

3- Erbakan Hoca'nın başkanlığında, bir yılda harikalar başaran; ekonomiyi düze çıkaran, denk bütçe yapan, D-8'leri kuran Refah-Yol iktidarına karşı, Siyonist merkezlerin tahrikiyle post modern darbeler yapanları alkışlayan Fetullah Gülen'in, şimdiki telaş ve tedirginliğinin sebebi nedir?

4- Ve hele, AKP iktidarıyla ülkemizde, acaba hangi çarpıklıklar düzeltilmiştir ve hangi işler iyiye gitmektedir? Ekonomi IMF'ye, dış politika ABD'ye havale edilmiştir. Türkiye; Amerika ve İsrail'in işgaline ve vahşetlerine taşeron haline getirilmiştir. Başörtüsü, İmam-Hatip ve Kuran Kursu gibi zulümler hala sürmektedir.

5- Yoksa bütün bunlar; Arz-ı mev'ud hayaline, ortadoğuyu yutmak ve Türkiye'yi yıkmak isteyen güçlerin hükümete taşıdığı ve AB hevesiyle ülkemizin altının oyulmasında taşeron olarak çalıştırdığı AKP iktidarına, masonik mihraklara, sömürücü sermaye baronlarına, hıyanet odaklarına, diyalogcu münafıklara karşı yapılacak milli ve haysiyetli bir hareketin... Yeni bir Kuvayı Milliye devriminin telaşı ve tedirginliğimidir?

6- Fetullah Gülen hayranı Nazlı Ilıcak'ın 18 Kasım tarihli, baklayı ağzından kaçırdığı yazısında "Türkiye'de gerçek demokrasinin yerleşebilmesi büyük ölçüde askerin tavrına bağlı. Bu hususta Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök bize umut veriyor..." diyor. Böylece, Kuvayı Milliye ruhuna sahip etkili ve kesretli komutan ve kurmayların da umutlarını kararttığını ve işbirlikçi teslimiyetçileri korkuttuğunu, dolaylı biçimde dile getiriyor ve kendisini ele veriyordu...

New York Times'in Türkiye şefliğini yapan Stefen Kinzer'in "Demokrasinin en büyük başarısı, askeri gücü sivil denetimin altına alınmasıdır. Ama dünyada bu düşünceye en ters düşen ülke Türkiye'dir" sözlerini de aktaran Nazlı Hanım, acaba demokrasi aşkına:
Kıbrıs'ın Yunana, Güneydoğunun Kürdistana, egemenliğimizin Avrupa'ya, ordumuzun ise İslamı düşman seçen NATO'ya devrine ses çıkarmayacak, Süleymaniye'de subaylarımızın başına çuval geçirilirken, Kuzey Irak'ta bütün kırmızı çizgilerimiz çiğnenirken susacak, Ama başörtüsü ve laiklik konusunda sert uyarılarda bulunacak kafaların azlığından nı dert mi yanıyordu?

Moonların maşası, masonların sırdaşı, diyalogcuları n Hocası Fetullah Gülen'in AKP'nin akıbetiyle ilgili endişelerini dile getirmesi:
•·   Siyonist merkezlerin Türkiye'ye müdahale ve milletimizi manipüle etme gücünü artık yitirdiğini
•·   Dış güçlerin ve Siyonist merkezlerin kontrolü dışında oluşan, yerli ve güçlü bir Milli Cephe'nin ciddi bir eyleme ve değişime girişeceğini
•·   Fetullah gibi figüranlar kullanılarak, bu milli ve haysiyetli girişim ve gelişmelerin kötülenmek, körletilmek ve kösteklenmek istendiğini, ortaya koyması bakımından da sevindirici ve ümit vericidir.
...


"İBRAHİM YOLU" MU, "ABRAHAM OYUNU" MU?
Milli Çözüm Dergisi
Orhan YILAN   


Kur'ani ve tarihi gerçekler kesinlikle ortaya koymuştur ki: Hz. İbrahim (as) başka, Yahudi Abraham başkadır. Kabalist ve Siyonist hevesler ve şeytani hedefler doğrultusunda, Tevrat'ı tahrif edip bozan, Hz. Musa'nın Hak dinini yozlaştıran ve tamamen yoldan çıkan, sinsi Yahudilerin "Abraham"ı; İslam Milletinin timsali ve nice peygamberin atası Hz. İbrahim'le, ismen ve resmen aynı sanılsa da, hakikatte ve özde tamamen ayrıdır.
Hz. İbrahim'in: Gerçek imanın, örnek İslam'ın, yüksek ahlakın, ilmi ve akli araştırmanın, insani ve vicdani yaklaşımın rehberi ve peygamberi olmasına karşılık;

Siyonist Yahudilerin Abraham'ı: Siyonist hizmetçiliğinin; emperyalist düşüncenin; hile, hıyanet ve bencilliğin, din istimrarcısı bir faşizmin simgesi konumundadır.

Şimdi, Fetullahcıları n, ılımlı İslamcıların, kısaca Amerikan amigosu istismarcı Müslümanların da, hararetle sahip çıktıkları "Üç Dinin Kucaklaşması ve medeniyetler İttifakı" safsatasının devamı ve yeni bir adımı olan, Urfa Harran'dan başlayıp Kudüs'te son bulacak "İbrahim Yolu" projesi de, yine çok gizli ve kirli amaçlar taşımaktadır.
Önce Hz. İbrahim'in yolu Kudüs'te değil, Mekke'de ve Kabe'de son bulmaktadır.
İkincisi, bu proje "İbrahim yolu" jelatinli bir "Abraham" oyunudur!..
Bu girişime; Hz. Peygamberimizin kafirlerinin, Kur'anın lanetlediklerinin ve işte Irak'ta, Afganistan'da, Lübnan'da, Bosna'da gece gündüz Müslüman katillerinin destek çıkması, şeytani bir şarlatanlık olduğunun en açık ispatıdır.

Bu oyunun Türkiye piyonları şöyle diyor:
"Üç büyük din olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam; tarihte herkesin bildiği bir anın ertesinde doğdu; Tanrı Demir Çağı'nda adına İbrahim denilen bir şeyhe göründü ve onu sonsuza kadar sürecek bir yükümlülükle bağladı. İbrahim ki, bütün inananların babası, bu üç toplumda Tanrı'ya ibadet edenlerin inancının ve ilahiyatın özü oldu."
Arka planını "üç dinin eşitliği" anlayışının oluşturduğu girişimin yeni bir adımı ile karşı karşıyayız. İtiraz ettiğinizde "barış düşmanı", "iyi niyet celladı", "şiddet ve terör yanlısı" olarak yaftalanmanız işten değil. Zira "birlik", "inanç" ve "misafirperverlik" sloganları eşliğinde amaçlarını "Ortadoğu'da bir yol açmak, Peygamberin ayak izlerini takip etmek (ve) saygıyı adım adım yaymak" olarak deklare ediyorlar.

Güzergâh Harran'dan başlıyor, Suriye ve Ürdün üzerinden Filistin'deki el-Halil'de sona eriyor. Projenin getirilerini de şöyle izah ediyorlar: Dinî/kültürel bakımdan kutsal yerlerin onarılması, ekonomik bakımdan binlerce iş alanı oluşturulması, çevresel bakımdan yol boyunca doğanın korunması... Benzer girişimler daha önce Avrupa'da da olmuş ve hayli "olumlu" sonuçlar vermiş. "İbrahim Yolu Projesi"ne de onlar ilham kaynağı olmuş...
Yazının başında verdiğim paragraf, "Neden Hz. İbrahim?" sorusuna, girişimi başlatanların verdiği cevabı yansıtıyor. Kur'an'ın ve Efendimiz (s.a.v)'in Hz. İbrahim (a.s)'a, diğer dinlere, o dinlerin kendilerini Hz. İbrahim (a.s)'a nisbet etmelerine ne dediğini sormaya gerek var mı? Esasında karşı karşıya bulunduğumuz durumun vehameti dolayısıyla ne kadar tekrar edilse yeridir, ancak bu noktaları bu yazıda tekrar etmeyeceğim.

Bu paragrafın İslam'dan onay alıp alamayacağı yahut Projenin Harvard Üniversitesi Küresel Müzakere Birimi tarafından ortaya atılmış olması ve finansörleri arasında Rockefeller Vakfı'nın bulunması üzerinde de durmayacağım.
Dikkat çekmek istediğim problem, İslam ile diğerleri arasında "ortak noktalar" tesbit etmeye dayanan yöntem. Yani bu ve benzeri girişimleri -ki üst başlık "Dinlerarası diyalog" veya "Medeniyetler buluşması"dır-mü mkün kılan "bilinç kayması" durumu. Bir Müslüman, "Hz. İbrahim (a.s), Ümmet-i Muhammed'in, Yahudiler'in ve Hıristiyanlar'ı n ortak atasıdır" diye düşünmeye başladığı anda o "arzu edilen" bilinç kayması durumunu yaşamaya başlamış demektir.

Daha önemlisi ise, bunun bir adım sonrasında, "Ben Müslüman'ım" diyenlerin, İslam ile diğerleri arasındaki en temel teolojik/itikadî farklılıkların sıfırlanmasından hiçbir farkı olmayan "empati" sürecine girmesidir. İşte o zaman mesele gelip şu sorunun cevabına dayanıyor: Bir Müslüman itikadî zeminde kendisini bir Yahudi veya Hıristiyan'ın yerine koyabilir mi? Eğer eşyanın bir tabiatı varsa -ki Kelâm kitaplarımız "Eşyanın hakikati sabittir" der-bu soruya oluml u cevap vermek işte o tabiata aykırıdır. Belki suyu yukarıya akıtabilirsiniz, ama bu soruya "evet" demeniz kendinizi inkâr olacağından, mümkün değildir!

Dinlerarası diyalog sürecinin böyle bir bilinç kayması durumu ile başladığını söylemek birilerince "çok abartılı" bir tesbit olarak ifade edilebilir. Ancak sürecin, kitleler nezdinde böyle bir bilinç kaymasına yol açmayacağını, hatta açmadığını kim iddia edebilir?
Birileri bizi nasıl görmek istiyorsa kendimizi öyle tarif etmek üstümüze bir "ahir zaman bid'ati" olarak yapıştı sanki."


ABD'nin yeni planları!
Demokratlar ve Cumhuriyetçiler' in ortak planı gereğince; ABD yakında yeni bir Ortadoğu stratejisi açıklayacak. Önümüzdeki aylarda uygulanacak bu strateji gereğince Amerikan ordusu yoğun olarak Kuzey Irak'a yerleşecek.
Şiiler ve Sünniler arasında ABD kara gücünün yer almayacağı çok keskin bir mezhep savaşı başlayacak.  Kuzey Irak'ta yoğun olarak sınır bölgelerine yerleşecek iç savaşın seyrine göre yapılacak plana göre müdahaleye hazır bekleyecek.  ABD sadece hava gücüyle çatışmalara müdahale edecek. Ancak yerine göre kara birlikleriyle de Sünni bölgeleri Şiilere karşı savunacak.

İç savaş Bush yönetiminin Irak başarısızlığını büyük oranda örtecek.
İran, Şii gruplar üzerinden Irak'ta olacak. Tahran savaşın içine çekilecek ve İran'a yönelik ABD stratejisi devreye girecek. ABD Sünnileri destekleyerek, İran-Irak savaşında olduğu gibi Tahran yönetimini ekonomik açıdan zayıflatacak ve rejimi yorgun düşürecek.

İran, ABD ile işbirliğini reddederse olacaklar bu. Ancak bir başka aşama daha var. Irak'ın parçalanmasının resmileşmesi ve Kürdistan Devleti'nin bağımsızlığının kabul ettirilmesi.

Kürdistan'ın bağımsızlığı karşısında Türkiye AB üyeliği ile yumuşatılacak.
V
e ardından Domino Etkisi devreye girecek. İran etnik olarak parçalanacak. Huzistan ve Güney Azerbaycan kopacak. Tahran işte o zaman kutsal değerler üzerinden savaşı bütün bölgeye yayacak.
Bazıları da böyle düşünüyor. Bakalım hangisi doğru çıkar. Ama kesin bir şey var: O da Ortadoğu'da haritaların böyle değiştirildiği gerçeği.
Yahudi milletvekilleri kazandı!..

ABD'deki son seçimde daha fazla Musevi asıllı politikacı başarılı olmuş... Temsilciler Meclisi'nde 26 Musevi asıllı üye yer alıyormuş daha önce, bu sayı son seçimde 30'a yükselmiş; Senato'da 11 Musevi senatör varmış, Musevi senatör sayısı şimdi 13'e çıkmış... İsrail gazetesi Haaretz, "Buna rağmen, ABD, Musevi yasama üyesi sayısı bakımından İsrail ile İngiltere'yi geçemiyor" diyor... Haaretz'e göre, İngiltere'deki Museviler sayıca ABD'den 20 defa daha azmış; buna rağmen İngiliz Parlamentosu' nda tam 59 Musevi asıllı üye bulunuyormuş; bunların 18'i milletvekili, geri kalanı (41) da Lordlar Kamarası üyesiymiş... İngiltere'deki Musevi Cemaati'nin şemsiye örgütü, Lordlar Kamarası'nda üye olan Musevi asıllıların sayısının daha fazla -en az 46- olduğu iddiasındaymış. .. İsrail gazetesi, parlamento üyeleri arasında Musevi asıllıların bulunduğu ülkeleri sıralamış: Fransa ve Ukrayna'da 18'er, Rusya'da 13, Kanada ve Macaristan'da 10'ar... Meclis'inde Musevi milletvekili bulunan tek Arap ülkesi ise Tunus'muş... Bu konunun sahibi olan ve 1988'den buyana faaliyet gösteren ICJP örgütü, İsrail dışarıda bırakıldığı taktirde, bütün dünyada, bugün, 246 Musevi'nin değişik ülkelerin parlamentosunda yasama görevi yaptığını bildiriyor. 2005 yılında bu rakam 208 imiş; 2006'da yüzde 18 artış gerçekleşmiş... Peki de, böyle bir haber Haaretz'de neden yayımlanmış olabilir?
Ne yapsalar, boş...
Donald Rumsfeld'in altın tepsi içindeki kellesi, ABD'nin Irak stratejisinin çöktüğünü resmen ilan etmiş oldu...

Pentagon'un Rummy'si, Irak Batağı'nın baş mimarıydı: 11 Eylül'den hemen sonra paşaya kelle yetiştirir gibi saldırının sorumlusunun Saddam Hüseyin olduğunu öne süren bilgi notunu Bush'un önüne koymuştu... Rumsfeld, Başkan ve Adamları Camp David'de 11 Eylül için ilk toplantıyı yaptıklarında -Wolfowitz'le birlikte Irak'a saldırmayı öneren iki kişiden biriydi...
Neo-Con'ların senaryosunu 1992'de yazdıkları küresel planı hayata geçirmek için artık en elverişli zaman dilimine gelinmişti. Bu nedenle "Gerçeğin iyi bir öyküyü bozmasına izin verme!" kuralı Bush ve Şahinler'in lokomotifi olmuştu.

Rummy, "Kaleminden Ebu Garib Damlayan" bir Kâbusyazar olarak tarihin en karanlık sayfalarından birinde mahpus yatacak...
Değil bir istifa, altı yüz elli beş bin istifa ile bile sıyrılması mümkün değil, bu kâbustan: Ebu Garib'in Laneti, asla peşini bırakmayacak. ..
İşte, "Savaş Suçu Davası" da geliverdi, gecikmeksizin: Çeşitli ülkelerden bir grup avukat Almanya'da ilk hukuk kurşununu attı. Rumsfeld, işkence emrini vermekle suçlandı!..
Kartlar, İran ve Suriye'nin eline geçmiş durumda: Irak'ta gardı düşen/nakavt edilme yolunda hızla ilerleyen taraf, ABD!

"İran'ın nükleer silahları tehdit unsuru" numarasını da özellikle bu saatten sonra hiç kimseye yediremez, Sam Amca... İran/Suriye ikilisi, ABD'nin kendilerine saldırmaması konusunda garanti alamadığı müddetçe Irak işgalcisine kapıyı gösterecektir. .. ABD, sadece Irak'ta değil, bütün Ortadoğu'da kaybetti... 

Giderek daha saman tadı vermeye başlayan Fetullahçı-Amerikancı Zaman Gazetesinin Washington'dan yazarı Ali H. Aslan, hala AKP'nin ve Türkiye'nin kurtuluşunun, ABD'ye uyumluluk ve uşaklıktan geçtiğini tavsiye ediyordu:
"Demokratları n iktidar partisi Cumhuriyetçileri yapılan ara seçimde devirerek Kongre'yi ele geçirmesiyle Washington'da siyasi tablo değişti. Amerika'da yeni bir dönem başlıyor. Başkan Bush'un neden yenilgiye uğradığı, farklı bir analiz konusu. Peki mevcut tablodan Türkiye nasıl etkilenecek?

Ankara, Cumhuriyetçi Bush yönetimiyle Irak savaşı sürecinde ciddi oranda yıpranan ilişkilerini onarmaya çalışıyordu. Ancak iktidarla ilişkileri öncülleme kolaycılığı, Demokrat muhalefetle gerektiği gibi iletişim kurulmasına imkan vermedi. 12 yıldır Kongre'ye hakim olan Cumhuriyetçilerin eski liderlerinden Bob Livingston'un lobicilik firmasının yardımıyla şimdiye kadar işin büyük kısmı halledilebiliyordu. Ama artık Kongre Demokratların. ..

Türkiye 'eski kral öldü, yaşasın yeni kral' havasına mı girmeli? Bence hayır. Çünkü Cumhuriyetçiler çoğunluğu kaybetmiş olabilir; ama Kongre'nin yarıya yakın kısmı ve Beyaz Saray hâlâ ellerinde. Dolayısıyla zayıflamış olsalar da Washington'da hâlâ azımsanmayacak güçleri var. Diğer yandan, Ankara'nın Demokratlara açılma esnekliğini göstermemesi için bir sebep yok. Biraz geç kalınmış olsa da tren hâlâ tamamen kaçırılmış değil...

Kongre'de dış politikada kilit pozisyonları tutacak Demokrat liderlerin çoğunun farklı sebeplerle Ankara'yla sorunları var. Müstakbel Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, Senato Başkanı Harry Reid, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Joe Biden ve Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos bu cümleden sayılabilir. Kilit Demokrat liderlerle soğuklukları gidermek önemli. Başbakan Erdoğan, Washington ziyaretini, Kongre'nin tatile girdiği seçim kampanyası dönemi yerine, taşların yerine oturacağı Ocak 2007'den sonra gerçekleştirseydi ve Demokratlarla da görüşülebilseydi çok daha verimli olabilirdi.. .

Türk-Amerikan ilişkilerinde yakın dönemde kriz potansiyeli taşıyan sözde Ermeni soykırım tasarıları ve Irak konularında Demokratların genel çizgisi Türkiye'den biraz uzak.
Ermeni tasarısı bu nisanda Kongre'den geçerse, Irak'ta Türkiye'nin kaygılarını derinleştirici adımlar atılırsa ve PKK varlığına karşı gözle görülür tedbirler alınamamış olursa, baharda kendimizi pekala yeni bir Türk-Amerikan krizi içinde bulabiliriz. Sırf sözde Ermeni soykırımı meselesi bile Türk-Amerikan ilişkilerini zehirlemeye yeter. Böyle bir gelişmenin Washington'a karşı zaten bayağı tepkili olan Türk kamuoyu ve idari erkanınca nasıl karşılanacağını tasavvur edin. Ülkenin doğusunun Ermeni ve Kürtler arasında bölüştürüleceği korkuları iyice ayyuka çıkar. ABD'nin artık Türkiye'nin dostu olmadığı kanaati pekişir. Seçim havasına giren Ankara'da ilişkilere sahip çıkacak babayiğit de kolay kolay bulunamaz. Ve iki ülke arasında pekiştirilmeye çalışılan ortak stratejik vizyon ciddi zarar görebilir.

Amerika'da siyasi tablonun değişmesi, dış politikasında taktiksel varyasyonlara yol açabilir; ama genel stratejik duruş pek değişmez. Türkiye gibi önemli bir bölgesel gücü küstürmemek, ABD için stratejik zorunluluk. Türkiye eskisi gibi çantada keklik değil. Türkiye küserse, ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki vahim konumunu düzeltmeye yeterince katkıda bulunamaz ve teröre karşı mücadelede radikallerin eli güçlenir. Türk-Amerikan stratejik ilişkileri, her iki ülkedeki iç siyasi kaygılara kurban edilmemeli. Muhtemel tren kazalarını önlemek, yoğun diyalogdan geçiyor."

TÜSİAD'ın Tasası, AKP'nin yasası:

Bu kökten ve körden Batıcı kalantorlar, esasında kendi işletmelerinin lehine olan bir eğitim düzenlemesini bile tamamen ilkel, ideolojik şartlanma ile hatta biraz da İslam korkusu ile reddetmektedirler.
Milli Eğitim Şurası'nda üniversitelere girişte meslek okullarına sıfır katsayı uygulanması ve genel lise konumuna sokulmaları yolunda önerilerin yer alması Türkiye'nin önde gelen kalantorlarını n örgütü TÜSİAD'ı öfkelendirmiş:
- Heeyt, sakın Şura'yı siyasete alet etmeyin! Emriniz olur!..

Bir toplumda meslek okullarının cazip hale gelmesi her şeyden önce sanayici ve işadamlarının, yani en kalantorları TÜSİAD denen örgüt çatısı altında kümeleşen kesimin lehinedir. Zira bu okullar cazip hale geldikleri takdirde, ülkemizde ara kademeler için nitelikli eleman bulabilmek kolaylaşacaktı r.
Lakin gelin görün ki, imam hatip lafını duydukları zaman nevirleri dönen bütün yükseltilmiş değer zebanileri, laiklik bağnazları, İslam karşıtları, gizli Haçlı işbirlikçileri gibi, kalantor sermayedarları mızın da asap -ayrıca belki de nesep- damarları çatlıyor.
- Milli Eğitim Şurası'na siyaset karışmasın.
Neymiş, imam hatipliler de öteki meslek liseleri gibi sıfır katsayı hakkına kavuşacak, genel liselere benzeyecekler. .. Aman ne felaket! Peki ama bir işin yapılması siyasettir de, yapılmaması neden siyaset değildir? İmam hatiplilere sıfır katsayı uygulaması siyaset oluyor da, eksi katsayı uygulamak neden siyaset olmuyor? Bu ülkenin kalantorları adına ahkam kesen bir kurumun, temel terimleri kullanabilmek ve fikir ifade edebilmek bakımından ilkokul düzeyinde seyretmesi gerçekten çok acı ve utanç vericidir."
Diyen Sn. yazar, ya TÜSİAD'ın AKP'nin işini kolaylaştırmak ve tabanına ve topluma karşı bu iktidara mazeret kazandırmak için böyle davrandığını fark edemiyor... Veya, aynı danışıklı dövüşte üzerine düşen rolü oynuyor..

Çünkü aynı TÜSİAD'ın yan ve paravan kuruluşu TESEV'in, AKP'yi aklayan ama orduyu haklayan raporuna arka çıkmışlardı...
Ama, o fırsat buldukça, demokrasi kılıcıyla saldırdıkları ordumuz, Fransa'nın Ermeni yanlısı tasarıyı kanunlaştırması na karşılık, susan ve pusan AKP iktidarına rağmen, ilk ve ilkeli tepkiyi koyarak Milli ve haysiyetli bir tavır takınmıştı.
M.S. bakanı da, artık utanma pazarına, bu onurlu çıkışın ardından bazı kararlar almak durumunda kalmıştı.

TSK, Fransa'yla neleri askıya aldı?
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, Fransa meclisinin Ermeni soykırımını tanıyan karar almasından sonra, bu ülkeyle askeri ilişkileri askıya aldıklarını açıkladı. TSK neleri askıya aldı?
Türkiye'nin durdurduğu faaliyetler arasında iki ülkenin akademik nitelikli askeri çalışmaları bulunuyor. Karşılıklı askeri heyet ziyaretlerine ilişkin programlar da durduruldu. Karşılılık esasıyla 2007'de Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert'in Fransa'yı ziyareti planlanmıştı. Ermeni kararından sonra komutanın ziyareti 2007 programıyla birlikte iptal edildi. Ayrıca Fransa'nın onur nişanı verdiği generaller de kendi istekleriyle bu nişanları iade ettiler.
TSK'nın ihtiyaçlarını karşılamak için Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nca açılan ihalelere katılma konusunda da Fransa şansını yitirmiş görünüyor. Tank ve helikopter ihaleleri gibi önemli satın almalarda Fransız şirketlerinin ihalelere katılmaları artık olanaksız denilecek kadar zor.
Türkiye ile Fransa arasındaki askeri ilişkiler tam anlamıyla donmuş durumda. Askerlerin aldığı bu karar ve gösterdikleri tepki, sivil alandaki ekonomik ilişkilere de yansıyacak boyutta görülüyor. Fransa, Ermeni soykırımı iddiasını kabul eden kararın yasalaşarak yürürlüğe girmesini engellemeden; bu konudaki tutumunu değiştirmeden, askeri ilişkilerin normale dönmesi de beklenmiyor.

AKP'nin başörtüsünden sonra katsayı diye bir probleminin olmadığı ortaya çıktı
Milli Eğitim Bakanlığı, akşamüstü yapılan son dakika operasyonuyla, büyük beklenti içinde olan meslek lisesi ve imam hatip lisesi öğrencilerini ve mezunlarını bir kez daha üzdü. 17. Milli Eğitim Şûrası'nda ‘tüm lise mezunlarının eşit şartlarda ve eşit puanda sınava girebilme' imkânı getiren komisyon raporundaki açılım, Bakanlık bürokratlarının verdiği önerge ile sınırlandırıldı. Genel kurulda meslek lisesi ve imam hatip liselerinin katsayı mağduriyetini ortadan kaldıracak ağırlıklı temayüle rağmen ‘alan dışında tercih yapmayı yine kısıtlayan' son dakika değişikliği, ‘bakanlığın medya ve birkaç laikçi çevrenin baskısına boyun eğerek geri adım atması' olarak değerlendirildi.
Şûra'da temayül de vardı

Genel kurula sunulan komisyon raporunda, meslek liselerinin üniversiteye girişte karşılaştığı katsayı engelinin kaldırılması önerisi de yer alıyordu. Bazı çevreleri rahatsız eden bu öneri, raporda şu şekilde yer alıyordu: "Tüm ortaöğretim öğrencilerinin ayrım yapılmaksızın eşit şartlarda sınava girebilmeleri ve eşit şartlarda puanlamaya tabi tutularak tüm üniversitelere girebilmeleri benimsenmiştir" .  Ancak Şûranın dördüncü günü akşamüstü verilen bir önerge ile katsayı sorununu tamamen ortadan kaldıran bu öneriden geri adım atıldı. Sınava eşit şartlarda ve eşit puanlarda girilmesi yerine, ‘liselerin sayısal, sözel ve eşit ağırlık alanlarına göre eşit olacağı' kararı alındı. Buna göre, ağırlık olarak sözel bölümde olan İmam Hatip Liseleri sadece sözel alandaki üniversitelere liselerle eşit şartlarda sınava girecek. Ancak sözel ve sayısal alanlarda bir tercih yaparsa, puanı yine düşük hesaplanacak.&nbs p; 

Bürokratlarının da katıldığı 3 maddelik önergeyle ‘kendi alanlarında üniversiteye gidenlere ek puan verilmesi' uygulamasını birçok şura üyesi anlamakta zorlandı. Meslek lisesi ve İmam Hatiplerin mağduriyetini yakından tanık olan birçok üye, getirilen yeni öneriyi sorunu çözmekten çok uzak olarak değerlendirdi. Önergede, "tüm orta öğretim kurumlarında ders ağırlığına göre, alan belirlemesinin yapılması aynı alanlardan mezun olan her türlü ortaöğretim mezunlarının eşit olarak yarışması benimsenmiştir" şeklinde ifade edilen yeni öneri, İmam Hatip ve meslek liselerine yine birçok yükseköğretim programını sınırlandıracak.

Sağlam: İlk karara göre geri adım
Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK Başkanlığı yapan Prof. Dr. Mehmet Sağlam, genel kurula sunulan ilk kararın liseler arasındaki katsayı farkını tamamen ortadan kaldırdığına işaret ederek, son değişikliğin bir geri adım niteliği taşıdığını söyledi. Şûra kararlarının tavsiye niteliğinde olduğu belirten Sağlam, hükümetin bu kararı uygulayıp uygulayamayacağı na ilişkin olarak ise,  "YÖK orada bulunduğu müddetçe, yükseköğretime girişle ilgili kararların uygulama şansı olduğu kanaatinde değilim" dedi.

Sağlam,"Son alınan kararla, şu ortaya çıkıyor: İmam hatip, öğretmen liseleri ve Mesleki teknik eğitimdeki çocuklardan eğer sözel bölümleri tercih edenler varsa, bunlar sözel bölümde lise mezunları ile eşit muamele görecekler. Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunları ise, eşit ağırlıklı bölümde bu alandaki liselerle eşit muamele görecekler. Ve eşit ağırlıkla öğrenci alan üniversitelere girebilecekler. Sayısal olanlar da, sayısal alandaki liselerle eşit şekilde girecekler" dedi.
İ
mam Hatip ve meslek liselerinin; ya sözel ya da eşit ağırlıkta değerlendirileceğ inin altını çizen Sağlam, "Bu şekilde en azından liselerdeki başarı puanlarına göre alanlarında eşitlik getirilmiş oluyor. Ancak, ilk alınan karardan bir geri adım söz konusu" dedi.  Bu kararın tüm lise mezunlarının istediği bölüme eşit şekilde girmesine imkân tanımadığını vurgulayan Sağlam, ilk önerinin bu açılımı sağladığını dile getirdi.

Gündoğdu: Gönlümüzden geçen olmadı
Eşit şartlarda ve eşit puanlarda sınava girilmesi öngören kararın çıktığı komisyonda yer alan Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ise, gönlünden geçenin katsayının tamamen kaldırılması olduğunu söyledi. İlk katsayı düzenlemesinde öğrencilerin çözebildikleri soru oranında puan alabilecekken son değişiklikle kendi alanında, başka alanlardaki öğrencelere göre avantajlı bir şekilde puan alacaklarını söyleyen Gündoğdu, "Ortaöğretim komisyonunda, delegelerin iradesi, eşit şartlarda sınav girebilme ve 1999'a dönüş şeklindeydi. Genel kurulda ek önergelerle, alan belirleme ve alana göre yükseköğretime girme temayülüne dönüştü. Bizim beklentimiz, Milli Eğitim Bakanlığının bu kararları referans olarak yürürlüğü koymasıdır" dedi.
Önder: Derinden ikaz gelince, AKP geri adım attı!.

ÖNDER Genel Başkanı Yusuf Ziyaettin Sula ise, "Son dakika operasyonu, derinden bir yerlerin ikazıyla yapılmış gibi geldi bize" diye konuştu. TÜSİAD benzeri kuruluşların açıklamalarından sonra bu değişikliğin yapıldığını hatırlatan Sula, "Lafı dolandırmanın bir anlamı yok. Neticede eşit şartlarda girilebilecek ve puan hesaplaması yapılabilecek bir imtihan bu. Bir takım formüllere hiç gerek yok. Hala bir takım kısıtlamalarla bir şey yapılmaya çalışılıyor. Tek çözüm, meslek liselerinin önündeki engelin tamamen kaldırılmasıdır" diye konuştu. 

Lafı dolandırmanın anlamı var mı?
Şuurlu Öğretmenler Derneği Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz ise, geri adımı "Beklenen oldu" şeklinde değerlendirdi. Şûranın yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerin arifesine denk getirilmesi nedeniyle milletin beklentilerinin aksine radikal kararlar alınmaktan çekinildiğini vurgulayan Akkiraz, " Daha önce komisyonlarda kabul edilen kararlar, sırf bir takım çevreleri ürkütmemek için lightlaştırılmıştı r. Bizim kuşkumuz millete verdiği sözlerine yerine getiremeyenlerin bu Şûra'yı, millete karşı takiyye aracı olarak kullanma temayülü idi. Ve bunun gerçekleştiğini görüyoruz. Çok değerli fikirlerin ortaya çıktığı bu şura, adeta yaklaşan seçimlere kurban edilmiştir" diye konuştu. 

Ahlâk Reformu ve Millî Eğitim Şûrası 
Eğitimde, Toplumsal gerginlikler ve çatışmalar değil, ilmi yaklaşımlar ve Milli uzlaşmalar aranması gerekir. "Gelenek ve değer tanımayan, her şeyi iktidar hırsının aracına dönüştüren AKP'nin, 17. Milli Eğitim Şurası'nı da politik amaçlarına alet eden ilk örnek olarak tarihe geçmiştir. 17. Milli Eğitim Şurası "sorunlara her zaman ikiyüzlü politikalarla yaklaşan iktidarın değişmez karakterine bir kez daha şahitlik etmiştir. Şuraların, milli eğitimin faaliyet ve yaklaşımlarını kapsamlı bir biçimde değerlendirme amacı taşıdığını,  eğitim tüm toplumun geleceğini ilgilendiren bir kurum olduğundan eğitimde, toplumsal gerginlikler ve çatışmalar değil uzlaşmalar aranması gerekmektedir.
 "İkinci utanç verici tavrı, dört yıldır Anayasayı değiştirecek bir çoğunlukla iktidar olmasına rağmen, dördüncü yılın sonunda imam-hatiplere uygulanan haksız katsayı uygulamasını şuranın gölgesine saklanarak gündeme getirmesidir. İktidara sormalı: 2002'de iktidar oldunuz, ortada yıllardır süren bir mağduriyet var, bugüne kadar vicdanınız sızlamadı da seçimlere bir yıl kala mı adalet, hakkaniyet aklınıza geldi? Açıkça ifade ediyorum, yolunuz yönteminiz yanlış, aklınızdaki fikir yanlış, toplumsal sorunlara yaklaşımınız yanlış, sorunlarla iktidarınız arasında kurduğunuz bağ yanlış. Siz yanlış bir iktidarsınız, sizden milletin derdine bir derman olmaz.
Refahyol farkı

AKP Hükümeti döneminde bütçeden yatırıma ayrılan kaynak sürekli geriliyor. Faiz dışı fazla hedefi ve faiz ödemelerinden dolayı yatırımları sürekli ikinci plana atan hükümet, ayırdığı düşük kaynağı datam olarak kullanmıyor.       
Bütçeden yatırıma ayrılan kaynaklar bakımından Refahyol Hükümeti dönemi ile AKP Hükümeti dönemleri karşılaştırıldığında arada büyük bir farkın olduğu ortaya çıkıyor. 2007 bütçesinden yatırımlara ayrılan ödeneğin (12.1 milyar YTL) toplam giderlere oranı yüzde 5,9'da kalırken, bu rakam Refahyol Hükümeti dönemin de ise yüzde 8 seviyesindeydi. Son dört yıllık sürede yatırıma ayrılan kaynakların tamamı kullanılmadığı düşünülürse 2007'de bu rakam yüzde 5'lerin de altına da düşecek. Oysa Refahyol döneminde yüzde 8'in tamamı yatırımlarda kullanılmıştı.

Öte yandan Refahyol döneminde KİT'ler tarafından yapılan yatırımlar, destekli bütçe yatırım ödenekleri içerisinde yer alınıyordu. KİT'ler tarafından gerçekleştirilen yatırımlar da dikkate alındığında Refahyol iktidarında gerçekleştirilen yatırımların bütçenin yüzde 20'sine kadar çıktığı görülüyor. AKP ise KİT'lerin önemli bir kısmını özelleştirme adı altında sattığı için ve geri kalanlara da yatırım yaptırmadığından dolayı, gerçekleşen yatırımlar bütçe ile sınırlı kaldı.

Bütün bunlar incelendiğinde Refahyol Hükümeti'nin 1 yılda yaptığı yatırımların, AKP'nin 4 yılda yaptığı yatırımlardan daha fazla olduğu ortaya çıkıyor.
AKP Hükümeti'nin ‘yatırım karnesi' incelendiğinde ortaya acı bir tablo çıkıyor. 3 Kasım 2002 tarihinden Eylül 2006 tarihine kadar olan zaman zarfında, toplam 30.9 milyar YTL kamu yatırım harcaması gerçekleştirildi. Aynı dönemde faiz ödemelerine ise 200 milyar YTL ödendi. Yani söz konusu dönemde, gerçekleşen yatırımların faiz giderlerinin 7 de bir'i  kadar olduğu izleniyor. Bu da hükümetin, 72 milyona harcadığının 7 katını bir avuç rantiyeciye harcadığı gösteriyor. 2007 yılında kamu yatırım harcamaları için 12.1 milyar YTL ödenek öngörülüyor. Yatırım harcamalarının bütçe içindeki payı öngörülen ödeneğin tamamı harcansa bile yüzde 5,9'a inmiş durumda. Bu rakamın GSMH'ya oranı ise yüzde 1,9 seviyesinde. 2007 için hedeflenen bu rakamın da gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Çünkü AKP iktidarı boyunca yatırım gerçekleşme rakamları daima bütçeye konulan yatırım ödeneklerinin altında kaldı.

Nitekim 2006 yılı bütçesine yatırım harcamaları için 12,4 milyar YTL ödenek konulduğu halde Eylül ayı sonu itibariyle yatırım giderleri gerçekleşmesi 6 milyar YTL' de kalmış ve yıl sonuna kadar en fazla 10.8 milyar YTL harcama gerçekleştirilebileceğ i öngörülüyor. Aradaki bu 1,6 milyar YTL ise geçmiş yıllarda olduğu gibi yine faiz ödemelerinde kullanılacak. Böyle olunca, 2007'de de 12.1 milyar YTL hedeflenirken, gerçekleşen rakamın 10 milyar YTL seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor.


FETHULLAH ŞEBEKESİNİN BAĞLANTILARI
AÇIK İSTİHBARAT


Fethullah Gulen'in ABD ile kurdugu kopru hep islektir. Gulen, yukselisindeki buyuk basamaklari Amerikanci liderlere borcludur.

Orgutun kurulusuna harc koyan, 1960'li yillarda donemin uzun sure basbakanlik yapan Suleyman Demirel'dir.
Gulen, uluslararis olcekte faaliyetini, ABD'nin Turkiye'de en guclu oldugu yilda, 1980'de baslatmistir. Devletin icindeki kaynaklari o kadar saglamdir ki, askeri mudahale yapildigi 12 Eylul'den bir gun sonra 13 Eylul 1980'de, hakkindaki operasyon emrini ogrenip kacabilmistir. 12 Eylul yonetimi, bir yandan araniyor iken onu Canakkale Merkez Vaizligi'ne atamistir. 12 Eylul doneminde orgutlenme faaliyetleri katlanarak devam etmistir. Gulen orgutune sicramayi yaptiran, 1986'da yakalanmisken onu Izmir Sikiyonetim Komutanligi kuvvetlerinin elinden alan donemin basbakani Turgut Ozal'dir. Gulen, en buyuk gelismeyi, ABD vatandasligi ve CIA gorevliligi Genelkurmay Askeri Mahkem esi'nce sorusturulan Tansu Ciller'in basbakan oldugu 1993-1997 yillari arasinda yapti.
(washingtonhaber)


Gulen, Ciller iktidarinda Turk Silahli Kuvvetleri'nin terfi ve tayinlerine bile mudahale edecek guce ulasmisti. Fethullah Gulen, bir orgeneralin kuvvet komutani olarak atanmamasi icin hangi girisimlerde bulundugunu bizzat kendisi 10 Ekim 1995'te basin toplantisinda aciklamisti.


Reagan'in Demokrasi Projesi ve Ulusal Demokrasi VakfiFethullah Gulen orgutunun sicrama yapmasiyla, ABD'nin dunyadaki etkinliginin artmasi arasinda bir paralellik bulunuyor.

Gulen orgutu, ABD'de Reagan iktidarinda, Sovyetler'i cozmek amaciyla yurutulen ve 1981'de resmilesen "Demokrasi" projesinin bir urunu olarak serpiliyor. Demokrasi projesi, 1970'li yillarda, ABD Ulusal Guvenlik Konseyi'nin belirledigi Yesil Kusak politikasinin bir ust asamaya cikarilmis hali.
ABD'nin Celik Cekirdegi, bir y andan en kati Amerikanci askeri diktatorlukleri ayakta tutarken, bir yandan da orgutledigi CIA muhalefetine "insan haklari ve demokrasi" ihraci gorevi veriyordu. "Insan haklari"ndan kasit, tabii ki etnik, dinsel ve kulturel haklardi. Dunyanin her yanini saran din ve mezhep savaslari, mikro miliyetciligin kiskirtilmasiyla milyonlarin canina mal olan milli bogazlasmalar, bu projenin eseridir. Bu projeyi yurutmek icin bir de orgut kuruldu. National Endowment for Democracy. Yani Demokrasi Vakfi. Kisa adiyla NED diye anilan vakfin, CIA'dan daha etkin bir orgut oldugu Newsweek dergisi tarafindan teslim ediliyor.
ABD'nin "Project Democracy" si Islam ulkelerinde "ilimli Islam"in gelistirilmesi olarak piyasaya suruldu. Ilimli Islam ideolojisiyle, hem "dinlerarasi diyalog" icin zemin olusturuluyordu, hem de ABD'nin laiklik zemininde yukselen ulusal devletleri tahrip etmesinin araci olarak islev goruyordu. Ilimli sozcugu, Islam fundemantalizminde bir ilimlilik degildi. Seriatin koyu iktidari icin mucadele eden Ilimli Islamci orgutler, ABD yonetimine ve politikalarina karsi "ilimli" olmaliydi.
Pentagon tarafindan Islam cografyasinda "ilimli Islam" hareketinin onderi olarak sayilan Gulen, kendi cemaatine ait Zaman gazetesinin 4 Eylul 1997 tarihli sayisinda yayimlanan aciklamalarinda, Bati ile iliskiler hakkinda su degerlendirmeleri yapti:

"Inanmis bir insanin Bati karsisinda, Bati'yla entegrasyon karsisinda, Amerika'yla entegrasyon karsisinda olmasi katiyyen dusunulemez. "
(Zaman gazetesi, 4 Eylul 1997)

Gladyo'nun RoluGulen orgutu, 12 Eylul Amerikanci askeri darbesinin "Turk Islam sentezi"ni resmi kultur politikasi olarak benimsedigi, tarikatlarin "sivil toplum orgutu" olarak kutsandigi, yesil sermayenin onunun dizginsiz acildigi kosullarda gelisti.
Gulen orgutunun gelismesi, sadece bu iklimin dolaysiz sonucu degil. Devlet icinde orgutlenen Amerikanci paralel devletin dogrudan bir mudahalesi var. Gulen'in Ege Ordu ve Sikiyonetim Komutanligi' nca yakalanmasina karsin ayni gun serbest birakilmasiyla, cezaevindeki ulkucu genclerin gruplar halinde Fethullah Gulen orgutune intisap etmeleri ayni doneme rastliyor. Gulen'in, Gladyo'nun tetikcileri Abdullah Catli ve Haluk Kirci'larla iliskisi de 1980'li yillarin sonunda oruluyor. 1980 oncesinde MHP'ye bagli Ulku Ocaklari Dernegi'nin Genel Baskan Yardimcisi Abdullah Catli'nin 1996 yilinda Turkiye'de buyuk yankilara yol acan bir trafik kazasinda ust duzey bir emniyet mensubuyla birlikte olmesiyle, Ozel Harp Dairesi'nin yetistirdigi Gladyo tetikcilerini kamuoyu onune cikarmisti.
Gulen, bu yillarda cezaevinde magdur durumdaki sahipsiz ulkuculere buyuk maddi yardimlarda bulunuyor. Komunizmle Mucadele Dernegi'yle Fethullah Gulen'in ikinci kucaklasmasi bu doneme denk dusuyor. MHP'nin ikiye bolunmesi, Muhsin Yazicioglu'nun Buyuk Birlik Partisi'ni kurmasinda da Fethullah Gulen'in belirleyici r olu saptaniyor.
Buyuk Birlik Partisi'nin militanlari 1990 sinrasindaki butun uluslararasi etnik terror eylamlerinde rol aliyor: Bosna'da, Cecenistan'da, Gurcistan'da, Azerbaycan'da, Kesmir'de ve Sincian'daki seriatci terror militanlarinin kaynagi Buyuk Birlik Partisi oluyor.


Moon Tarikati ve Fethullah GulenFethullah Gulen'in CIA ile iliskilerini surdurmede en onemli ortulerinden biri, Dinlerarasi Diyalog oldu. Bu ortu de bir ABD imalati. 1950'lerden itibaren dunyanin efendiligine soyunan ABD, kitalararasi imparatorlugunu surdurmek icin, her kitasal din icinde kendisine bagli bir tarikat orgutledi. Bu tarikatlarin hepsinin soylemi ayni: Dinlerarasi diyalog.
CIA denetiminde yurutulen bu faaliyetin ilk basarili ornegi Moon tarikati. 1951'de Kore'yi isgal eden ABD, Guney Kore'yi somurgelestirirken bir de Hiristiyan tarikati kurdu. Ve Guney Kore nufusunun yuzde 40'i, Budistlikten vazgecip H iristiyan oldu. Bu basaridaki en onemli pay, bilinen adiyla Moon tarikatinin. Resmi adiyla anarsak; Birlestirme Kilisesi.
CIA'nin kurdugu Kore CIA'nin Washington temsilcisi Albay Bo Hi Pak da, Moon tarikatinin en guclu ismi. CIA, Moon tarikatini kullanarak Dunya Anti Komunist Ligi'ni orgutledi. Turkiye'de kurulan Komunizmle Mucadele Dernekleri de, Dunya Anti Komunist Ligi'nin uzantilari. Moon tarikati, 1978'de, ABD'de bir Kongre sorusturmasina ugradiysa da etkisini yitirmedi. Reagan doneminde Irangate skandalinda boy gosterdigini goruyoruz. George W. Bush iktidarinda Moon tarikatinin sahibi oldugu Washington Timas gazetesi, neoconservatism ve ABD saldirganliginin baslica araclarindan biri oldu.
Fethullah Gulen'in Turkiye'de yayinlanan Zaman gazetesi ile Washington Times arasinda siki isbirligi artarak suruyor.

Israil ile Iliskinin Ayirt EdiciligiMoon tarikatinin, Latin Amerika'daki askeri diktatorluklerle, Israil uzerinden kurdugu uyusturucu ve teror bagi dikkat cekici. Fethullah Gulen'in Israil ile yakin iliskisi de onun en ayirt edici ozelligi. Korfez Savasi'nda, Irak yonetiminin Israil'e attigi Scud fuzesi uzerine Istanbul'da verdigi vaaz ve doktugu goz yaslari ve ettigi beddualarin kaseti, Islamcilar tarafindan elden ele dolastiriliyor.
Israil ile iliski, ABD acisindan kilit oneme sahip. Graham Fuller'in Islamci hareketi konu alan Kusatilanlar kitabinda, Islamci hareketlerin Bati ile entegrasyon icin yapmasi gerekenlerin basinda Israil ile iyi iliski geliyor.
(Graham Fuller, I. O. Lesser, Kusatilanlar, Sabah Kitaplari, Istanbul, 1996, s.126.)

Gulen'in Islamci kitleleri kendisinden sogutma tehlikesine karsin, Kudus Bashahami ile yakin iliskisi ve Fethullahcilarin isadamlari dernegi ISHAD'in Israil'le baglari, bu politikanin geregi olarak kuruluyor.

"Abramowitz' le Beni Kasim Gulek Tanistir di"Moon tarikati ile Fethullah Orgutu arasindaki bag, hedef benzerliginden ibaret degil. Organik iliski var. Moon tarikatinin Turkiye halifesi, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Sekreterlerinden Kasim Gulek ile Fethullah Gulen'in dostlugu artik saklanmiyor
Gulen'in reklamini degisik yayin organlarinda yapan yazar Hulusi Turgut, 21 Ocak 1998 tarihli Yeni Yuzyil'da bu iliskiyi soyle anlatiyor:

"Kasim Gulek, Fethullah Gulen'le cok iyi dostluk iliskileri icinde bulundu. Gulen, Kasim Gulek'le sik sik gorusurdu. Vefati uzerine bu eski dostunun cenaze namazini kildirmisti. Fethullah Gulen'e sorduk: 'Amerika, sizlerle ilgili referansi merhum Kasim Gulek'ten mi aldi?' Gulen bu konuda sunlari soyledi: 'Kasim Gulek beyin baldizi Amerika'daydi. Yani Pentagon'la irtibatlari vardi. Eger kendisine degisik patformlardan, Beyaz Saray'dan sormuslarsa 'Bunlar nedir?' diye, o da 'Endise edilecek bir sey yoktur' demistir, referans vermistir."
(Yeni Yuzyil gazetesi, 21 Ocak 1998)

Gulen, 1 Eylul 1997 tarihli Zaman gazetesinde bu iliskiyi soyle acikliyor:"ABD'de gorustugum insanlardan biri Abramowitz'di. O, Turkiye'de bir zaman elci olarak kalmisti. Musterek dostumuz Kasim Gulek Bey vardi. Onun vasitasiyla giyaben onu taniyorduk… Turkiye, simdiye kadar cok olum-kalim krizlerine maruz kalmistir. Bunu isterseniz bir kriz sayin ama bu millet bunu asar dedim. Hatta bu ses, imkâni varsa Beyaz Saray'a kadar, Kongre'ye kadar, Pentagon'a kadar goturulmeli dedim."
(Zaman gazetesi, 1 Eylul 1997)

Gulen, 1992 yilinda ABD'ye gittiginde, Kasim Gulek'in, Pentagon'da albay olarak gorev yapan, sonra supheli bir sekilde olen baldizi araciligiyla Pentagon ve CIA yonetimi ile iliskiye gectigini de anlatiyor.
Moon tarikati ile Fethullah Gulen'i birlestiren bir diger isim; Gladyo'nun tetikcisi Abdullah Catli. Catli, 1981 yilinda Dunya Anti Komunist Ligi'nin toplantisina katiliyor. 1992'de Gulen'i ABD'de havaalaninda karsilayan da, Abdullah Catli.

Falun-Gong, Scientology, Moon ve Gulen BirlikteligiHizla yayilan ve buyuk mali olanaklara sahip CIA baglantili bir baska tarikat da, Scientology adini tasiyor. Scientology' nin, gerek ABD'de gerek Avrupa'da en siki iliski icinde oldugu guc, Fethullah Gulen orgutu. Scientology, ayni zamanda Moon tarikati ile cok siki iliski icinde. CIA'nin denetimindeki bir diger tarikat da Cin'de faaliyet yurutuyor: Falun-Gong.
Her dort tarikatin da teorisi, dini yorumlayislari, calisma tarzlari ve hedefleri arasinda olaganustu uyum var. Kuskusuz bunun nedeni, komuta merkezinin ayni olmasi. Hepsi, CIA'nin ortulu faaliyetleri icin kullaniliyor ve yonlendiriliyor.

Hiristiyan Misyonerlerinin Yolunu Izledi?Turkiye'de diger tarikatlar Kur'an kur su ve imam hatip liseleri gibi dogrudan dini egitim kurumlarina onem verirken, Fethullah Gulen cemaati, Turgut Ozal doneminde, yurticinde ozel Anadolu liseleri ve kolejler acmaya basladi. Fethullah Gulen, bu okullarda, Hristiyan misyonerlerinin taktigini izleyerek, temel bilimler alaninda egitime agirlik verdi.
Osmanli Imparatorlugu' nda orgutlenmek isteyen Hiristiyan Misyonerleri de, once teoloji alaninda egitim veren okullar kurmak istemis, basarili olamayinca, temel bilimler alaninda egitim veren kolejler kurmustu. 1915 yilinda Osmanli cografyasinda, Hiristiyan Misyonerleri' nin Amerika'daki en buyuk orgutu American Board'a bagli 600'den fazla okulu vardi. Amerikan kolejleri, Osmanli Imparatorlugu' nun parcalanmasinda cok onemli roller oynadi. Ataturk, Cumhuriyet'le birlikte bu okullari kapatti. Turkiye, NATO'ya girdikten sonra bu okullar yeniden acildi.
Misyoner kolejlerinde Hiristiyanlik egitimi gizli yapiliyordu. Fethullah okullarinda tarikat egitimi ise yurtlard a ve ogrencilerin barindirildigi "Isik evi" denen apartman dairelerinde yapiliyor. Universiteye girmenin cok zor hale getirildigi Turkiye'de Fethullah Gulen'in kurdugu okullarda, devlet okullarindan daha iyi egitim veriliyor, bu nedenle aileler cocuklarini getirip Fethullah'a teslim ediyorlar. Ancak bu liselerden yetisen cocuklarin tamama yakini, Turkiye Cumhuriyeti' ne, Ataturk'e dusman hale getiriliyor, ABD hayrani yapiliyor.

Uluslararasi Okullar Nasil Kuruldu?Sovyetler Birligi'nin cozulmesi uzerine Gulen orgutu uluslararasi okullar atagina gecti. Gulen'in oncelik verdigi ulkeler de dikkat cekici: Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar.
1992'den itibaren, oncelikle Orta Asya Turk cumhuriyetleri olmak uzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, "Fethullahci" diye bilinen vakif ve sirketler, art arda kolejler actilar. Ardindan Asya ve Afrika ulkeleri geldi.
Su anda 5 kitada, 52 degisik ulkede 21 og renci yurdu, 6 universiteye hazirlik kursu, 257 lise, 21 dil okulu ve 6 universiteleri bulunuyor. Okullar icin bir yilda harcanan paranin toplami, Gulen tarafindan 1 milyar 205 milyon dolar olarak belirtiliyor.
ABD'nin Soguk Savas doneminde, Sovyetler Birligi'ni iceriden cokertmek icin orgutledigi ve buyuk olanaklarla yuruttugu "CIA muhalefeti"nin, Gulen orgutunun onunu actigini saptiyoruz. Sovyet blokuna karsi yurutulen psikolojik savasin en onemli aygiti Hur Avrupa Radyosu, Fethullah Gulen'i bultenlerinin bas konusu yapiyor. Amerika'nin Sesi radyosunun degisik lehcelerdeki Turkce yayinlarinda, Gulen ve misyonu done done ovuluyor.
Osmanli Imparatorlugu topraklari icinde acilan Amerikan kolejleri kime hizmet ettiyse, Gulen'in okullari da ayni hizmeti goruyor. Bu okullar hep CIA'nin ilgi duydugu ulkelerde aciliyor. Okullara ABD'deki Yahudi lobisinin de ilgi duyduguna dikkat cekiliyor.

CIA'nin Ilgi AlanlarindaOkullarin ulkelere dagilimi soyle oldu: Kazakistan (28), Rusya Federasyonu' na ait cesitli bolgeler (24), Ozbekistan (18), Turkmenistan (15), Azerbaycan (14), Kirgizistan (11). Bunlari Arnavutluk ve Mogolistan (4'er); Afganistan, Irak, Gurcistan, Ukrayna ve Romanya (5'er); Moldova (2); Pakistan, Banglades, Makedonya, Macaristan, Fas, Guney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland ve Tayvan birer okulla izliyor.
Dunyadaki uyusturucu merkezlerinden Tayland'in sinirindaki Cenday kentine gidip okul ve yurt acmanin Turkiye acisindan bir anlami bulunmuyor, ama CIA acisindan cok anlamli.

Okullari Acan SirketlerBes kitaya yayilan okullar icin Turkiye'de sirketler kuruldu. Bu sirketler, yurtdisinda acacaklari okullar icin Turk Milli Egitimi'ne basvurup, izin aldi. Ardindan, gorev alacak egitim ordusu belirlendi. Sayilari 4 binin uzerinde olan ogretmenlerin yaslari 22-35 arasindaydi. Hepsi, cok iyi Ingilizce ogrenmisti. Fethullah Gulen'in tavsiye ve tesviklerine uyarak okullari acmak icin su sirketleri kurdular: Cag Ogretim Isletmeleri AS, Feza Gazetecilik AS, Selale AS, Eflak AS, Kazak Turk Liseleri Genel Mudurlugu, Sebat AS, Silm AS, Taskent Egitim Sirketi, Serhat Egitim Ogretim ve Saglik Hizmetleri AS, Tolerans Vakfi, Ufuk Egitim Vakfi, Toros Egitim Hizmetleri Turizm ve Ticaret AS, Ertugrul Gazi Egitim Ogretim AS, Karacay Cerkes Toros Egitim Hiz. Tur. ve Tic. AS, Palandoken Egitim Ogretim Hiz. AS, Dunae 94 Sti., Ozel Burg AS, Dostluk Yurdu Dernegi, International Hope Ltd. Company, Fezalar Egitim Ogretim Ticaret Limited Sirketi, Caglar Egitim Mal. Ltd. Sti, Balkanlar Egitim ve Kultur Vakfi, S.C. Lumina SA Sirketi, Gulistan Egitim Yayin ve Ticaret Ltd. Sti., Sema Egitim Ogretim Isletmeleri AS, Samanyolu AS, Turkiye Saglik ve Tedavi Vakfi, Yayasan Yenbu Indonesia Vakfi.

Okullari ABD'nin Destegiyle Aciyoruz Itirafi!1998 yilinda Fethullah Gulen hakkinda, Turkiye Cumhuriyeti' nin laiklik ilkesini degistirmek icin teror orgutu kurdugu saviyla tutuklama karari cikartildi. Gulen, ABD'ye kacti. 6 yildir ABD'nin Pensyllvania eyaletinde yasiyor. Gulen, ABD'de uluslararasi okullarin, ABD4nin istegi vedestegiyle kurulmdugunu itiraf etti.

"Amerikalilar istemezlerse kimseye dunyanin degisik yerlerinde hicbir is yaptirmazlar. Simdi bazi gonullu kuruluslar dunya ile entegrasyon adina gidip dunyanin degisik yerlerinde okullar aciyorlarsa, Amerika ile catistiginiz surece bu projelerin gerceklestirilmesi mumkun olmaz." 7
(Nevval Sevindi, Fethullah Gulen ile New York Sohbeti, Sabah Kitaplari, 4. basim, Istanbul, Aralik 1997, s.39.)

Gulen, gucunu ABD yonetiminden aldigini da saklamiyor:"Amerika su andaki konum ve gucuyle butun dunyaya kumanda edebilir. Butun dunyada yapilacak isle r buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ bu dunya gemisinin dumeninde oturan bir milletin adidir. Amerika daha uzun zaman dunyanin kaderinde cok onemli rol oynayacaktir. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gozardi edilerek surada burada bir is yapilmaya kalkilmamali "
(Nevval Sevindi, Fethullah Gulen ile New York Sohbeti, Sabah Kitaplari, 4. basim, Istanbul, Aralik 1997, s.39.)

ABD Buyukelcisi Mark Parris'in RoluABD ile bagi, onun Turkiye Cumhurbaskani' nin korumasina girmesine yol acabilecek kadar gucluydu.
Fethullah Gulen'e bagli Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi'nin, 25 Aralik l997 gunu duzenledigi "Ulusal uzlasma, hosgoru ve diyalog" odul toreninde, Cumhurbaskani Demirel'e de "sukran plaketi" verilmisti.
Oysa o tarihte Fethullah Gulen'in okullari basiliyor, Turkiye Cumhuriyeti karsi faaliyetleri nedeniyle hakkinda adli sorusturma yurutuluyordu.
Cumhurbaskani Demirel, irticaya karsi mu cadelede devlet kurum ve kuvvetlerinin butunlugunu bozan bu konuma neden geldigi onemliydi.
Demirel'i Fethullah'in odulunu almaya ABD Ankara Buyukelcisi Mark Parris ikna etti.
Mark Parris, Iran'da 8-11 Aralik l997 tarihleri arasinda yapilan Islam Konferansi Orgutu'nun Tahran zirvesinden donusunde Demirel'i ziyaret etti. Demirel, IKO'nun Turkiye'ye karsi tutumunu protesto ederek, zirveyi bir gun once terk etmisti. Parris, Aralik ayinin ikinci haftasinda yapilan gorusmede, Turkiye'nin Ortadogu ve Orta Asya'da "Ilimli Islam"dan yana tavir almasini savundu. Fethullah Gulen'i ovdu.
Turkiye'ye gelir gelmez Demirel ile "on gun icinde uc kez gorustugunu" soyleyen Mark Parris, ABD'nin Celik Cekirdegi'nin has adamlarindan. Beyaz Saray'dan Ankara'ya geldi. Bill Clinton'un yakin ekibi icindeydi. Ulusal Guvenlik Konseyi'nin, Turkiye'yi de kapsayan Yakindogu ve Guney Asya sorumlusu iken Turkiye'ye atandi.
Mark Parris'in Fethullah Gulen'e ilgisi, Ankara'ya geldikten sonra basla miyor. Gulen'in, ABD'de devlet ricali tarafindan kabul gormesini saglayan da, Mark Parris'in basinda oldugu Yakindogu ve Guney Asya Bolumu'ydu. Fethullah Gulen'in, Beyaz Saray'in yol vermesiyle, ABD'de 14 onemli temasta bulundugu belirtiliyor.
Demirel'e odul toreni icin Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi'nin davetiyesini goturen kisinin, ABD'nin eski Buyukelcisi Abramowitz'in mesajini da ilettigi ifade ediliyor.

Fethullah'in Okullarinda CIA Ajani OgretmenlerFethullah Gulen cemaati tarafindan yurtdisinda, ozellikle de Turk Cumhuriyetlerinde acilan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikali CIA ajanlari, "Ingilizce ogretmeni" diye barindiriliyor. Bu isbirligi, Turkiye'de yapilan ust duzey resmi bir toplantida, bizzat Fethullahci okul yoneticisi tarafindan itiraf edildi. Durum, devletin resmi olarak yayimladigi kitapla da belgelendi.
Tarih, 3 Mart 1997. Yer, Ankara'daki Baskent Ogretmenevi. Onemli bir toplanti yapilmaktadir. Ev sahibi, Milli Egitim Bakanligi Yurtdisi Egitim Ogretim Genel Mudurlugu. Konu, yurtdisinda acilan Turk okullarinin sorunlari. Toplantiya, basta Milli Egitim Bakani Mehmet Saglam olmak uzere bakanligin butun ust duzey burokratlari katiliyor. Dahasi; Basbakanlik' tan, MIT'ten, Disisleri Bakanligi'ndan temsilciler de katilimcilar listesinde. Ve elbet, yurtdisinda okul acmis vakif ve ozel sirket yetkilileri de hazir.
Sira, Ozbekistan'daki 18 okulun sahibi gozuken Silm A.S.'nin yetkilisi Mehmet Mesut Ata'ya gelir. Bu okullar da, "Fethullahcilara ait" diye bilinmektedir. Ata, bircok talebini dile getirir. Sozlerini Amerika'nin Ozbekistan'daki bir uygulamasini ornekleyerek baglar. MEB'in yayimladigi Yurtdisinda Acilan Ozel Ogretim Kurumlari Temsilcileri- Ikinci Toplantisi adli kitabin 63-64. sayfalarindan okuyalim:

"Amerika Birlesik Devletleri, dostluk koprusu adi altinda getirdikleri 70 ogretmene diplomatik statu kazandirmislardir. Biz de, eger devletimiz, buyukelciligimiz, bu konuda diplomatik statu konusunda bize yardimci olursa Turk ogretmenlerinin, Turk egitim elemanlarinin itibarlarinin biraz daha artacagini zannediyoruz. "
(Yurtdisinda Acilan Ozel Ogretim Kurumlari Temsilcileri- Ikinci Toplantisi, sayfa: 63-64. MEB Yayinlari)

CIA'cilar Fethullah OkullarindaAma ABD, CIA ajanlarini kamufle etme ihtiyaci bile duymamis, hepsinin cebineb diplomatik pasaport koymustu.
Ozbekistan'da diplomatik pasaportla bulunan ABD'li "ogretmen"lerin cogu, Fethullah Gulen cemaatinin okullarinda calismaktaydilar. Ingilizce dil "ogretmeni" olarak gosterilmislerdi.
Kirgizistan' da da 50-60 kadar Amerikali "ogretmen" vardi. Bunlar da diplomatik pasaportluydu. Ve Kirgizistan' da "Fethullahci" diye bilinen okullarda "ogretmenlik" yapiyorlardi.
Fethullah Gulen'in okullari, egitim dili olarak da Turkceyi degil, Ingilizceyi kullanmaktadir. Ozel likle hazirlik siniflarinda haftalik ortalama 24 saati bulan Ingilizce derslerine, cogu okulda ABD'li ve Ingiliz "ogretmenler" giriyor.

CIA, Fethullah'in Ogretmenlerine Resmi Pasaport VeriyorOlayin ABD cephesi ise, 1 Mart 1998 tarihli Aydinlik'ta Dogan Duyar'in haberiyle irdelendi. Nur tarikatinin basi Fethullah Gulen'in yurtdisindaki okullarinda calisan bine yakin ABD'li ogretmende, yalnizca devlet gorevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Cogunlugu Turk Cumhuriyetleri' nde faaliyet yuruten okullardaki ABD'li ogretmenler, Ingilizce adiyla "official passeport" sahibiler. Amerikan Egitim Bakanligi personeli olmayan ABD'li ogretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmalari gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gulen'in okullarinda calisanlari resmi gorevli sayiyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla esdegerdeki resmi pasaport veriyor. Turkiye'deki karsiligi "yesil pasaport" olan "offic ial passeport", ABD'li ogretmenlere diplomatik dokunulmazlik sagliyor.
Amerikali kaynaklar, bu pasaportlarin CIA'nin talimatiyla duzenlendigine isaret ediyorlar.

Prosedur Nasil Isliyor?Gulen'in okullarinda gorev yapan ABD'li ogretmenler, bu pasaportlari ozel bir islem sonucu elde ediyorlar. ABD'de, Turkiye'den farkli olarak, ozel kesimden bir kisi, belli bir sure icin devlet memurluguna getirilebiliyor. Bu statunun kazanilmasi icin, ilgili bakanlikta bir komisyon olusturuluyor. Komisyon, kisiyi sorguladiktan sonra, gorev icin uygun olup olmadigina karar veriyor ve atamasini yapiyor. ABD'de buyukelcilik gorevine bile, ayni yontemle ozel kesimden kisiler atanabiliyor.
ABD Adalet Bakanligi'na yakin kaynaklar, ogretmenlere resmi pasaport verilmesi konusunda Aydinlik'a su bilgiyi verdiler:

"Gulen'in okullarinda gorevli Amerikali ogretmenlerin buyuk bir kismi Egitim Bakanligi personeli ol madigi halde memur pasaportu tasiyor. Eger bu ogretmenler ozel kesimden alinip gorevlendirildiyse, normal prosedure gore bir komisyonda dinlenmeleri (hearing) gerekirdi. Oysa bu ogretmenlerin atama oncesi sorgulari yapilmamis. Bu normal olmayan bir durum."
Amerikan burokrasisinde normal olmayan durumlara sikca rastlanabiliyor. Ancak bu tur olaganustu uygulamalar, devreye gizli servislerin girmesiyle mumkun oluyor. Gulen'in okullarinda gorevlendirilen ogretmenlerin, ABD Egitim Bakanligi'nin ilgili komisyonunda dinlenmeden resmi pasaport almalari icin, CIA'nin devreye girdigi belirleniyor. 10
(Aydinlik, Dogan Duyar, 1 Mart 1998)

Alman Dergisi: Fethullah'in Sermayesi Amerika'danAlman "Yeni Sag"inin en onemli yayin organi sayilan, Almanya'nin Berlin kentinde yayimlanan Junge Freiheit (Genc Ozgurluk) dergisinin 26 Haziran 1998 tarihli sayisinda, Fethullah Gulen'le ilgili bir makale yer aldi. Or han Candar imzasiyla yayimlanan yazinin basligi soyle: "Karanlik bir Kesis. Turkiye'de Amerikan menfaatleri: Fethullah Gulen ve 'Ilimli Islam.'"
Fethullah Gulen tarikatinin, ABD'nin bolgedeki "Sivil Toplum Kurulusu" oldugu belirtiliyor.
Dergi, Gulen'i yerine oturtuyor:

"Ne var ki Gulen, askerleri ve politikayla ilgilenen Turkleri, gozyaslariyla dolu vaazlari veya dort bir yone gonderdigi tolerans mesajlarindan dolayi rahatsiz etmiyor. Onlari rahatsiz eden, Hoca'nin politik hedefleri. Daha dogrusu: O'nun 'Allah'in bereketiyle' akan sermayesinin gercek kaynagi olan bir yabanci gucun varligi. Genelkurmay bunyesinde Islamci faaliyetleri izlemek uzere kurulan Bati Calisma Grubu'nun bir raporuna gore, Hoca'nin coktan iflas bildiriminde bulunmasi gerekirdi. Zira, onun sadece yurtdisi okullarinin masrafi, taraftarlarinin bagislarindan her yil on milyonlarca dolar daha fazla. Bundan baska, bir dizi hayli tuhaf olay var. Ornegin, birtakim gizli raporlara gore Hoca'nin oku llarinda bir kurus maas almaksizin calisan yuzlerce Amerikali Ingilizce ogretmeni veya Orta Asya Turk cumhuriyetlerinde bircok yeni binanin karsiliksiz olarak Amerikan misyon teskilatlarinca Fethullahcilar' in emrine verilmesi."

"Yahudi Lobisi, Hocaefendi'nin Kitaplarini Bedava Basiyor""Boylesine comert bir yardimin, 'dinler arasi diyalog' cercevesinde verildigi, Turk makamlarina inandirici gelmiyor. Ayni sekilde Bnai-Brith'in (ABD'de faaliyet gosteren Yahudi lobisine bagli bir kurulus. Dunya capinda, basin yayin organlarinda Musevilere karsi faaliyet gosteren ve yayin yapan kuruluslari rapor ediyor) Hocaefendi'nin tum eserlerini (bedava!) Ingilizce olarak yayimlama karari almasi da, uzmanlari hayrete dusuruyor. Cunku Gulen, vaazlarinda 'Dunya Museviligi' hakkinda pek yenilir yutulur seyler soylemiyor. Ozellikle Orta Asya'da faaliyet gosteren Gulen teskilatinin mazhar oldugu bu yabanci destek, b uyuk bir ihtimalle Siilige ve her zaman guvenilir olmayan Vahabi Islamina karsi, bu dinin 'Ilimli' bir turunu piyasaya surmeyi hedefleyen Amerikan planiyla yakindan ilintili. Oysa, ABD'ye siki sikiya bagli, son derece guclu, sozde dinsel bir NGO'dan, Turkiye'nin bekleyebilecegi bir menfaat olamaz. Kaldi ki, eger bu teskilat, Turkiye'yi Kafkaslar ve Orta Asya icin bir modele donusturmek, Turkiye'yi bir laboratuvar gibi kullanmak niyetindeyse… "11
(Junge Freiheit, 26 Haziran 1998)


Irak'in Kuzeyinde Fethullah OkuluFethullah Gulen, dunyanin dort bir yaninda okullar aciyor. Okullarin acildigi ulkeler, ayni zamanda ABD'nin nufuz alani yaratmaya calistigi ulkeler. Bu okullardan biri de, Kuzey Irak'ta. Gulen, Gulcin Tahiroglu ile yaptigi ve Aktuel dergisinin 19-25 Eylul 1996 tarihli sayisinda yayimlanan roportajinda, Erbil'deki okulun MIT destegiyle kuruldugunu acikliyor:

"Erbil'de Turkmen ler icin okul actigimiz zaman orada Barzani ile Talabani hakimdi. Ben Sayin Cumhurbaskani' na sordum o meseleyi. Devletin burada okul acmasini zaruri goruyorum, aksi halde, oradaki Turkmenleri Kurtler eritir dedim. Eger siz yapmayacaksaniz bilin ki biz yapacagiz dedim. Onlar da 'Nasil istiyorsaniz oyle yapin' dediler. Onun icin MIT de, oradaki istihbarat orgutleri de bu isin hep yaninda oldular. Ve Erbil bombalandigi halde bizim okula bir sey yapmadilar. Irak da yapmadi, Barzani de... Orada egitim devam ediyor. Hatta ikincisi, ucuncusu acilmasi bahis mevzuu."
(Aktuel dergisi, 19-25 Eylul 1996)

Fethullahcilarin, Kuzey Irak'ta Erbil kentinde uc egitim kurumu bulunuyor. Bu okullar, CIA'nin istegi uzerine aciliyor. Okullarin parasi da, CIA'nin kontrolundeki Ulusal Demokrasi Vakfi (NED)'den alindi. Para, Fethullahcilarin ABD'deki vakiflarindan biri uzerinden Kuzey Irak'a aktarildi. Fezalar Egitim ve Ogretim Ticaret Limited Sirketi'ne kayitli olan bu kuruluslardan Ozel I sik Koleji ile Ozel Nilufer Koleji, Anadolu Lisesi statusunde. Isik Turk Dil Merkezi ise kayitlarda "dil kursu" olarak gorunuyor.
1994 yilinda faaliyete gecen Ozel Isik Koleji'nin 140 ogrencisi, 16 personeli bulunuyor. 1995 yilinda kurulan Isik Turk Dil Merkezi'nde iki kisi calisiyor. Ozel Nilufer Koleji ise 1996 yilinda faaliyete gecti. 44 ogrencisi, 8 personeli bulunuyor.


PKK'ya 15 Bin dolar VerdiFethullahcilar Ozel Isik Koleji'ni acacaklari donemde, Erbil, Talabani liderligindeki Kurdistan Yurtseverler Birligi (KYB)'nin denetimi altindaydi. Fethullahcilar, okulun ozgurce faaliyet gostermesi ve bir mudahale ile karsilasmamasi icin PKK ile anlastilar. Isik Koleji'ni temsil eden kisilerle PKK arasindaki iliski, Erbil kalesinin hemen altinda bulunan Taurus Oteli'nde kuruldu. PKK'ye 15 bin dolar para yardimi yapildi.
PKK'nin okula mudahalede bulunmama kosulu, Fethullahcilar' in Turkiye C umhuriyeti devletinin sivil ve askeri istihbarat personelini okula sokmamasiydi. Fethullahcilar' la PKK, Turkiye'ye karsi bir ittifak olusturmuslardi. Nitekim CIA, okulu us olarak kullandi. PKK'nin de buna bir itirazi olmadi. Bunun karsiliginda okul, faaliyete basladi. Okulun ogrencileri, Turkmen ve Kurt asiretlerinin zengin kesiminin cocuklarindan olustu.
Fethullahcilarin PKK'ye yardimi, butun ayrintilariyla Genelkurmay istihbarati tarafindan saptandi.
Aydinlik, 14 Eylul 1997

Asya Finans: Para Aklamada Yeni IstasyonFethullah Gulen'in, ABD'den Malezya'ya 200'e yakin okulu var. Okullarin yogunlastigi alan; Dogu Avrupa ulkeleri, Rusya ve Turk cumhuriyetleri. Okullar, Ortadogu ve Kuzey Afrika'ya da uzaniyor.
Okullarin bir baska kullanimi var ki, hic bilinmiyor. Fethullahcilar, okullar araciligiyla kara para akliyor ve yasadisi para transferi yapiyorlar.
Baslangici soyle, Rusya ve Dogu B loku ulkelerinden yabanci doviz cikartilamiyordu. Doviz kitti. Orta asya ulkelerinin parasiyla ticaret yaparsaniz da zarar ediyorsunuz. Cunku o paralar surekli ve cok hizli deger kaybediyor.
Fethullahci okul yoneticileri, isadamlarina "komisyon karsiliginda" ticaretten kazandigi dolarlari Rusya'dan cikariyorlar. Sistem soyle calisiyor: Yabanci ulkelerdeki okullar, kâr amaci gutmeyen vakiflar tarafindan kuruluyor. Bu ulkelerin cogunda, bu tur vakiflar mali denetimin disinda. Turkiye'den goturulen ogretmenlere, 12-15 bin dolar arasinda maas odeniyormus gibi gosteriliyor. Bu para, Turkiye'ye transfer ediliyor. Turkiye'de de ogretmenlerin hesabina 500-600 dolar yatiriliyor. Geriye kalan, ilgili yerlere aktariliyor.
Fethullahcilar, Asya Finans'i kurmadan once yurtdisindaki islerini Faysal Finans araciligiyla yurutuyorlardi. Son donemde, Faysal Finans'la sorunlar ciktigi ve bu yuzden Asya Finans'in kurulmasina karar verildigi belirtiliyor. Gulen, Para dergisinden Gulcin Tahi roglu'na Asya Finans'in kurulus gerekcesini soyle acikliyor:

"Dunyanin degisik yerlerinde okullar, muesseseler acilinca para transferi gibi, teminat mektubu gibi bir seye ihtiyac duyuluyor. Asya Finans'in guclu bir finans olacagi kanaatini tasiyorum. Dista yapilan isleri daha rahat goturmek icin finans kaynagi olsun, teminat mektuplari saglansin, dista bankalardan kredi almak kolaylassin…"
Asya Finans'in kurulus karari verilince, kisa surede 2 trilyon toplaniyor. Ilk toplantilara Fethullah Gulen de katilmis. Katilisini, "Arkadaslarimiz bunu bir ugur saydilar" diye acikliyor.
(Para dergisi 22 Eylul 1996)

Fethullahcilar Turk Cumhuriyetlerinde daha cok petrol ve madencilige el atmislar. Once okullara giriyorlar. Medya sektorune de agirlik veriyorlar. Zaman gazetesini bir orgutlenme araci olarak kullaniyorlar. Ticari baglanti yaptiklari Turk Cumhuriyetlerinin cogunda Zaman basiliyor.

Rusya, Fethullah okul larini kapatiyorRusya yonetimi, 2002'den baslayarak Fethullah okullarina karsi operasyon yapilor, Rusya Devlet Baskani Putin'in emriyle 2004 yili sonunda ulke icindeki Fethullah Gulen okullarini kapatmak icin harekete gecti. Gulen'e bagli cesitli sirketleri yakin takip altina alan Rus yonetimi, okullari "Amerikan ve Ingiliz casusu yetistirme merkezi" olarak goruyor. Rusya yerel yoneticileri arasinda bu okullarda okumus bazi gorevlilerin de isine son verilmesi icin hazirliklar yapiliyor.
Bircok bolgede, yerel yoneticilerin cocuklarini Ingilizce egitim vermesi nedeniyle bu okullara gonderdigine dikkat cekilerek, Fethullah Gulen okullarindan yetismis ve bazi yerel devlet dairelerinde calisan kadrolarin da onemli bir tehlike olarak goruldugu belirtiliyor.
Moskova'da yayimlanan Nezavisimaya gazetesi, Haziran 2000'de Fethullah Gulen'in Rusya'daki taraftarlarinin iktidar organlarina sizdigini yazdi.
Soz konusu okullarin once Rusya'nin Turkce konus an bolgelerinde kuruldugunu bildiren Nezavisimaya, Tataristan'da 8, Baskirdistan' da 4, Karacay-Cerkez, Cuvasya ve Yakut-Saha'da da birer okul bulundugunu yazdi.
Astrahan ve Dagistan'da da lise ve kolejler bulundugunu yazan Nezavisimaya, bu okullarin Nurcular, Serhat, Toros, Palandoken, Feza ve Cag Ogretim International gibi degisik adlardaki Turk sirketleri tarafindan finanse edildigini bildirdi.
Gazetedeki yazida, okullarda "radikal Islam ve tek Islam devleti kurulmasi propagandasi" yapildigi belirtilerek, bu kuruluslarin denetlenmesini istendi.

FSB: Casusluk YapiyorlarRusya Ic Guvenlik Orgutu FSB Baskani Nikolay Patrusev, 17 Aralik 2002'de Turk basininda yer alan aciklamasinda, gerceklestirdikleri en basarili etkinlikler arasinda Turk casuslarin desifre edilmesini de saydi. FSB Baskani 2002 yili etkinlik raporunda Fethullah Gulen okullarinda calisan ogretmenlerin casusluk faaliyetlerini n desifre edildigini belirtti. FSB Baskani, aciklamasinda, okullarin sahibi konumundaki Tolerans, Serhat ve Ufuk vakiflarinin isimlerini verdi.
Rusya'nin Baskirdistan Ozerk Cumhuriyeti' nde Fethullah Gulen okullarindaki 10 ogretmen Haziran 2003'te sinirdisi edildi. Ayrica Baskirdistan Milli Egitim Bakanligi'nin sinirdisi edilen ogretmenlerin gorev yaptigi okulu kuran 'Serhat' vakfi ile tum anlasmalarini iptal ettigi de belirtildi. Bu olaydan sonra, Buryatya Cumhuriyeti' nde de, Fetullah Gulen okulu hakkinda sorusturma baslatildi.
Milliyet gazetesi Moskova muhabiri Cenk Baslamis, 7 Eylul 2003 tarihli haberinde, Rusya'da Fethullah Gulen okullarinin temsilcisi konumundaki Tolerans Vakfi Baskani Mustafa Kemal Sirin'in sinirdisi edildigini duyurdu. Tolerans Vakfi Baskani Sirin, Rusya'nin Turk okullariyla baglantili olarak simdiye kadar sinirdisi ettigi en ust duzeydeki temsilci."
Yine ayni haberde Rusya Federal Guvenlik Servisi FSB'nin Baskani Nikolay Patrusev'in yaptigi aciklamanin ardindan, Rusya Egitim Bakanligi'nin Fethullah Gulen okullarina karsi kapsamli bir sorusturma baslattigi belirtiliyor. Bu cercevede Rusya'nin degisik bolgelerinde 10'a yakin okul kapatilirken, 50'den fazla Turk vatandasi sinirdisi edildi.
(Aydinlik, 5 Eylul 2004)

AKP Hukumetiyle Gelen SicramaFethullah Gulen, Ciller iktidarinda gucunu artirdi. Ancak 28 Subat 1997'deki askeri mudahale ile ektkinligi agir darbe yedi. Fethullah Gulen, Turkiye'yi terkedip ABD'ye kacmak zorunda kaldi. ABD yonetimi Turkiye'nin iade istegini kabul etmedi.
AKP hukumetinin olusturulmasinda Fethullah Gulen, CIA'nin basyardimcisi idi. Tayyip Erdogan'in parti kurmasinda ve Erdogan'in TUSIAD ile baglanti kurmasina araci oldu. Fethullahcilar secimlerde AKP icin olaganustu caba gosterdi, buyuk paralar aktardi. Tayyip Erdogan Naksibendi muridi olmasina karsin, kabinesini bir tarikatlar koalisyonu olarak kurdu.
 Hukumete, Fethullah tarikatina bagli dort bakan aldi:
Devlet Bakani Mehmet Aydin,
Turizm Bakani Erkan Mumcu,
Milli Egitim Bakani Huseyin Celik
Ekonomi Bakani Ali Babacan.
Disisleri Bakani ve Basbakan Yardimcisi Abdullah Gul de, Fethullah tarikatiyla yakin bagini her donem surdurdu.
Gul'un bakanligindan sonar Fethullahci kadrolar Disisleri Bakanligi'nda yukseltildiler.
Ekonomi Bakani Ali Babacan, Fethullah Gulen'in isadamlari orgutu ISHAD ile yakin bagi bulunuyor. Disisleri Bakani Abdullah Gul 7 Nisan 2004 gunu, Ekonomiden Sorumlu devlet Bakani Ali Babacan ise 21 Eylul 2004 gunu ISHAD uyeleriyle yemekli toplantida bulustu.
Fethullah Gulen'e bagli isadamlari AKP hukumeti tarafindan kayiriliyor. Banka kredileri, ve devlet tesviklerinden oncelikli olarak yararlandiriliyorla r. Erdogan'in yurtdisi gezilerine katiliyorlar.
AKP iktidarinda oncelikle Icisleri, Milli Egitim, Maliye, Disisleri bakanliklari burokrasisi Fethullah Gulen tarikatinin egemenligine s okuldu.

Poliste Fethullah Orgutu EgemenIcisleri Bakani Abdulkadir Aksu da Naksi olmasina karsin, Fethullahcilarin Emniyet Genel Mudurlugu'ndeki orgutlenmesini takviye etti. Icisleri Bakanligi'nin butun kritik mevkilerine Fethullahcilar egemen oldu. Fethullah Gulen, AKP'nin Fethullah tarikatina mensup Eskisehir Milletvekili Muharrem Tozcoken'in basinda bulundugu bir ozel orgutlenme ile Emniyet'e hukmediyor. Tozcoken, milletvekili olmadan once Emniyet Genel Mudur Yardimcisi idi.
AKP hukumetinin Adalet Bakani Cemil Cicek de, davalari devam etmesine, hakkinda giyabi tutuklama karari olmasina karsin Fethullah Gulen'in Turkiye'ye gelmesinin onunde bir engel bulunmadigini soyledi.

Surgunde Dogu TurkistanHukumeti bir CIA-Fethullah- AKP yapimiABD'nin Wisconsin Eyaleti’nde, 14 Eylul'de kuruldugu ilan edilen “Surgunde Dogu Turkistan Hukumeti”nin kurulmasinda Fethullah Gulen tarikatinin ve AKP hukumetinin tayin edici rolu var. Kukla Hukumetin Basbakan ve Disisleri Bakani E nver Yusuf Turani, Fetullah Gulen Tarikati mensubu.
1962 dogumlu Enver Yusuf, Cin'den Suudi Arabistan'a kacti. 1983-1985 yillarinda Turkiye'de ikamet etti. Turani soyadini Turkiye'de iken kullanmaya basladi. Istanbul'da dil ogrenmek icin kaydoldugu Ingiliz Kultur kanaliyla ABD'ye gonderildi. 1998 yilinda ABD vatandasi oldu.
Turkiye'ye getirildiginden bu yana Fethullah Gulen orgutuyle icice. Enver Yusuf, ABD'de "Dogu Turkistan Ozgurluk Merkezi"ni kurdugunda Fetullah Gulen tarikatinin yayimladigi Zaman gazetesi 25 Kasim 1996'da tam sayfa roportaj yayimladi ve Enver Yusuf'u Uygurlarin ABD'deki lideri gosterdi.

Enver Yusuf, 11 Eylul 2001 tarihine kadar Mclean'de cok luks bir villada yasiyordu. Suudi Arabistan'dan duzenli para aliyordu. Son uc yilda Fethullah Gulen tarikatinda etkin.
Uygur orgutleri arasinda fazla agirligi bulunmayan Enver Yusuf'un "basbakan" atanmasinda. Fethullah Gulen tarikati ile baginin kilit onemi var.
Enver Yusuf, Fethullah Gulen'in Papa ile bulusmasinda on ayak olan ve gorusmede cevirmen olarak bulunan Rustu Kalyoncu ile ortak. Rustu Kalyoncu, 1931 Izmir dogumlu Hukuk Fakultesi mezunu. Izmir'de ticaret yapan agabeyi Fethullah'in en onemli maddi destekcilerinden biri. Rustu Kalyoncu, uzun yillardir ABD'de bulunuyor. Bir donem Amerikan Adalet Bakanligi'nda calisti. Fethullah Gulen'in CIA ve Pentagon'la baglantilarini surduruyor.
Kukla hukumet tezgahinin her boyutunda Fethullahcilar devrede. Fethullah'in Virginia'da kurdugu Amerikan Turk Dostluk Dernegi de (American Turkish Friendship Association) kukla hukumetin ilk toplantisinin duzenlendigi Fairfax Kutuphanesi' nin kiralanmasinda rol aldi
Kukla hukumetin Turkiye Cumhuriyeti vatandasi uyeleri Ismail Cengiz, Abdulveli Can, Hizirbek Gayretullah' in da Fethullah teskilati ile yakin bagi var.
Kukla Huku metin "Basin Sozcusu" ve "Turizm Bakani" Ismail Cengiz, Dogu Turkistan Gocmen Dernekleri binasinda basin toplantisi yapti. Aydinlik'in, “AKP hukumetiyle gorusuldu mu? sorusuna, Cengiz su cevabi verdi. “Sahsi dostlarim var. Onlarla konustum. Avrasya’yi; Cin’i, Rusya’yi iyi taniyan hocalar var, arastirma merkezleri var onlara danistim.”


 
Diyalog cabalari devam ediyorSELCUK GULTASLI
ISTANBUL (Zaman)- Fethullah Gulen'in baslattigi diyalog cabalari suruyor. Gulen, dun Istanbul'da Amerikan Yahudi Orgutleri Baskanlari Konferansi (AYOBK) Heyeti'ni kabul etti. 3 gunluk bir ziyaret icin Turkiye'de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Ankara'da en ust duzeyde kabul gormus ve Basbakan Mesut Yilmaz, Genelkurmay II. Baskani Orgeneral Cevik Bir, TBMM Baskani Hikmet Cetin, Disisleri Bakani Ismail Cem tarafindan kabul edilmisti. Heyetin, Cumhurbaskani ile gorusmesi ise Demirel'in Ispanya'da olmasi dolayisiyla gerceklestirilemedi .
AYOBK Heyeti'ni temsilen Fethullah Gulen'i ziyaret eden 3 kisilik grup, dunyada ve ozellikle ABD'de Islam'in imajinin teror ve siddetle bareber anilir hale gelmesinden buyuk uzuntu duyduklarini belirttiler. Gulen'in Islam'in 'hosgoru' dini, Kur'an-i Kerim'in de 'hosgoru' kitabi oldugu temelindeki goruslerine buyuk onem atfettiklerini belirten Heyet Baskani Leon Levy, "Hocaefendi' nin cabalarindan cok etkileniyoruz. Semavi bir din olan Islam'in terore ve siddete prim vermedigini biliyoruz. Ancak ABD'de boyle yaygin ama yanlis bir imaj var. Hocaefendi'nin bu yanlis imaji silmeye yonelik cabalarini takdir ediyoruz ve devaminin gelmesini diliyoruz." dedi.

Fethullah Gulen ise, Islam'in uzlastirici ve hosgorulu bir din oldugunu vurgulayarak, "Biz her gittigimiz yerde, Islam'in bu temellerini anlatarak ise basliyoruz, hosgoru ve uzlasmayi. Istikbalin medeniyetinin semavi dinler arasinda boyle bir uzlasmanin saglanmasi ile gerceklesecegine inaniyoruz." diye konustu.

ABD'nin en etkin lobisine sahip 55 Yahudi orgutunu temsilen Turkiye'de bulunan 59 kisilik AYOBK Heyeti, Fethullah Gulen'in Turkiye'deki ve yurtdisindaki cabalarini onumuzdeki yuzyilin 'baris' asri olmasi acisindan onemsediklerini ve soz konusu projeye buyuk ilgi duyduklarini belirttiler.
Fethullah Gulen ise ulkeler arasinda sinirlarin kalktigi bir donemde semavi dinlerin temsilcilerine buyuk gorev dustugunu ve uzlasi hosgoru temellerinde onumuzdeki gunlerin baris icerisinde gececegine inandigini soyledi.
Jacob Stein, Kenneth Jacobson ve Leon Levy'den olusan heyet daha sonra Fethullah Gulen'e kutsal topraklarda bulunmus 2000 yillik bir testi hediye etti.



__,_._,___









Yorum Gönder